“AMACIMIZ MUTLU VE DUYARLI BİR NESİL YETİŞTİRMEK” - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

şişli escort

SON DAKİKA
AfrodizyakBahis Siteleri

“AMACIMIZ MUTLU VE DUYARLI BİR NESİL YETİŞTİRMEK”

Bu haber 29 Temmuz 2019 - 9:26 'de eklendi ve 211 kez görüntülendi.

Eğitim Sen Samandağ Şubesi Yönetim Kurulu adına Başkan Serap Aldıç Sakallı; “birinci sınıfa başlayacak öğrenciler ve öğretmen seçimi yapmak için referans arayan velilerin durumu göz önüne alarak bir açıklamada bulundu. Bir sınıf öğretmeninin çocuğa katkısının yadsınamaz olduğunu ancak, çocukların akademik başarıya odaklamak yerine onların duygusal ve sosyal gelişimlerine öncelik verilmesi gerektiğini ifade etti.

Konu üzerine yaptığı açıklamada Sakallı; “Bu günlerde en çok konuşulan ve tartışılan konu, ilkokullarda birinci sınıfa başlayacak öğrenciler ve öğretmen seçimi yapmak için referans arayan velilerin durumu olsa gerek. Konu eğitim olunca ve bir şeylerin ters işlediğini görünce de sessiz kalmak doğru olmazdı biz hem eğitimci hem de sendikacılar açısından. Aslında Samandağ Eğitim Sen olarak geçen iki yıl içerisinde ortaokul ve liselerde seviye sınıflarının oluşturulmaması ile ilgili çalışma yaptık. Bunun sakıncalarını kamuoyuyla paylaştık. Olumlu dönütler aldığımızı da gördük. Bugün ise artık büyük sorunlara neden olan ilkokulda öğretmen seçimiyle ilgili bir çalışmayı yürütmekteyiz. Bu çalışmayı yürütürken ve tabi ki onlarca yılları geride bıraktığımız öğretmenlik deneyimlerimize dayanarak şöyle bir kanıya vardık; ebeveynlerde, iyi bir sınıf öğretmeni bulursam o sınıf öğretmeni çocuğumun geleceğini kurtarır düşüncesi hakim. Hatta öğretmen ismine göre kayıt yapıldığını da gördük, biliyoruz. Elbette ki bir sınıf öğretmeninin çocuğa katkısı yadsınamaz ama bugün geldiğimiz şu noktada artık ( tabiri caizse) yıldız öğretmene değil yıldız takımlara ihtiyacımız var. Teknoloji sayesinde bilgiye hızlı ulaşabiliyorsak ve öğrenme hızlı olabiliyorsa, demek ki çocuklarımızı akademik başarıya odaklamak yerine onların duygusal ve sosyal gelişimlerine öncelik vermeli onların bu alanda alt yapılarını oluşturmalıyız, özellikle ilkokullarda. Bir konuyu daha gözden kaçırmamak lazım, öğretmen seçimine esnek davranılması halinde sınıf mevcutları da dengesiz olmaktadır. Bazı sınıfların mevcudu 35- 40 kişi iken bazı sınıflar 10- 15 kişilik olmaktadır. Eskiden biz ve bizim yaşlarda olan veliler ( Bizden biraz küçük olanları da dahil edebiliriz:) sokakta büyüyen nesillerdik. Sokakta büyüyen çocukların her yaştan arkadaşları olurdu, sosyal ve duygusal etkileşim içindeydik. Sekiz yaşındaki bir çocuğun altı yaşında da arkadaşı vardı on yaşında da. Bu sayede kızmayı, küsmeyi, barışmayı, affetmeyi sokaklarda, mahalle arkadaşlarımızla öğreniyorduk. Bu durum bizim sosyal ve duygusal omurgamızın gelişmesine büyük katkısı oluyordu. Dolaysıyla okula başladığımız zaman sosyal ve duygusal omurgamız oluştuğu için bize temas eden iyi bir öğretmen hayatımızı şekillendirebiliyordu. Oysa şimdi kent yaşamının olduğu bir dönemde çocuklarımızı mahalle sokaklarında büyütemiyoruz. Doğal olarak çocuğumuzun sosyal ve duygusal gelişiminin okullarda gerçekleşmesi gerekiyor. Bunun için iki müesseseye görev düşmektedir biri ebeveynlik diğeri ise ilkokullar. Ebeveynler yeni yaşam biçimlerine yeni bir rol biçmeleri gerekirken diğer taraftan okulların, çocukların hem duygusal hem de sosyal omurgalarını oluşturabilecek, akranlarıyla oyun oynayabilecekleri ve akran öğrenmesini gerçekleştirebilecekleri bir okul ortamı sağlamaları gerekiyor. Yani yıldız öğretmen seçmek yerine bu imkânları sağlayan okullara bakmak gerekir. Aslında ilkokullarda çocuğun oyuna, resim yapmaya ve şarkı söylemeye ihtiyacı olduğunu kabul ettiğimiz zaman ilk adımı atmış olacağız. Böyle sosyal gelişimini gerçekleştiren bir çocuğun mutlu olduğunu, mutlu çocuğun akademik anlamda istediği başarıyı göstereceğine inanmalıyız. Ve şunu da unutmayalım ki çocuk on üç on dört yaşına kadar, hayatı, çevresindeki insanların davranış biçimlerini gözlemleyerek öğrenir. Anne ve babayı, öğretmenini, öğretmenin diğer insanlarla ilişkilerini gözlemleyip, kopyalayarak ya da onları model olarak görür ve öğrenir. Bugün ihtiyacımız olan şey eskiden sokakta, mahallede oluşturduğumuz, sosyal duygusal gelişimin( kentli yaşama geçtiğimiz için)artık okullarda sağlanması gerektiğidir. Bizler, hala çocuklarımızın sokakta sosyal, duygusal gelişiminin tamamlandığı varsayarak, bilişsel alan yüklemesi yapmaya devam edersek, ağır depresif sorunları da görmeye devam edeceğiz. Çünkü sosyal ve duygusal gelişim, bireyin omurgasını oluşturmaktadır. Omurga oluşmadığı zaman çocuğun ağır bilişsel yükleme karşısında, çökeceğini bu hayatın yükünü kaldıramamasına neden olacağını kabul etmeliyiz.. O halde hem biz eğitimcilerin hem okulların hem de ebeveynlerin görevi sosyal, duygusal anlamda gelişmiş ve geleceğe umutla bakan, gülümseyebilen bireyler yetiştirmek olmalıdır.

Bütün bunları anlatma ihtiyacı duyduk, çünkü bugün Samandağ’ da birçok veli ilkokul çağına gelmiş çocuğu için öğretmen arayışını ve bunun için yapmayacağı şey olmadığını büyük bir esefle takip etmekteyiz. İlkokul çağındaki çocuğun asıl ihtiyacını bir kenara bırakıp tamamen akademik başarıyı sağlayacağını düşündüğü öğretmen arayışı içerisinde olduğunu gördük. Biz hem eğitimci hem de kurum temsilcileri olarak, buna dur demek ve haddimizi aşmadan düşüncelerimizi anlatmak için birçok ilkokul idarecisiyle görüştük. Çocuklarımızın zaten çöken bir eğitim sistemi içinde olduğunu, iyi sınıf kötü sınıf ya da iyi öğretmen kötü öğretmen diye ayırarak sisteme katkı sağlamamak gerektiğini anlattık. Her çocuğun devlet okullarında eşit ve adaletli bir eğitim almasının hakkı olduğunu söyledik. Merkezde bulunan birçok idarecinin aynı fikirde olduğunu gördük. Bu bizleri mutlu etti.

Bu konuda önerilerimizi de sunduk, karşılıklı fikir alışverişinde bulunduk.

İlkokullarda öğrencilerin sınıflara dağılımları kapalı kapılar ardında değil, kamuoyuna açık yürütülen bir platformda yürütülmesi, bir komisyon oluşturulması, bu komisyonda yer alacak kişilerin önceden belirlenmesi ve tüm ilkokulların eş zamanlı bir kura yöntemiyle sınıfların belirlenmesi önerimizdir. Bizlerden, pedagojik açıdan ve adalet noktasında sıkıntılı olan konulara susmamız beklenmemelidir. Yanlış her türlü yanlıştır, adalet ve hakikat gibi değerlendirilemez.

Dileğimiz, ilçemizde bulunan tüm okulların ve ebeveynlerin bu gerçeği görmesi, bu konuda çocuklarımız yararına atılacak adımları desteklemeleridir. Ayrıca seviye sınıflarının, öğretmenler arasında rekabete neden olacağını, iş barışını ve dayanışmayı zedeleyeceğini eklemek isteriz. Amacımız mutlu ve duyarlı bir neslin yetişmesidir. Bu da ancak tüm çocuklarımıza adil ve eşit bir eğitim sağlamakla olur.

Yeni nesille şekillenecek olan geleceğe dair umutlarımızı asla yitirmeyecek, mücadeleye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Haber – Foto: Aslı Sağaltıcı