ÜST REKLAM

logo

reklam

ALLAH’TAN YARDIM DİLE ALİ!


admin
bereket@prestijbilgisayar.org

İlknur Altıntaş

Gülümsedi Resul-u Ekrem, “Seni orada gördüğümde o yüzündeki ifade, o an! Hayber’in kapısını tek başına yerinden söktün sen Ali, tek başına…” diyerek gülümsedi,

“Allah’ın yardımıyla…” dedi Ali, biraz utandı, yanaklarındaki pembelik bundandı.

“Ah, çocuk!” diyerek elini sıktı ve bir anda öksürmeye başladı, o gülümseme eriyip gitti yüzünden, kızıla teslimdi artık teni, “Biliyor musun Hayber’de o yediğim yemeğin acısını hâlâ hissediyorum, şimdi o zehrin etkisinden şahdamarımın koptuğu andır…”

“Efendim…” dedi endişeyle Ali.

 “İyiyim, iyiyim…” dese de değildi, derin bir soluk aldı. Yorgundu, çok yorgun ve halsiz.

Ya yüzüne bir anda çöken karanlık da neyin nesiydi? Kederin cıva gibi oturduğu tene. Sormalı mıydı? Dalıp giden gözlerinin ne acılardan geçtiğini, neler gördüğünü ve her yutkunuşunun nasıl bir musibetin gölgesi olduğunu bilmeli miydi? Bilebilir miydi? O bedenine dar ruhu zamanın tüm evrelerinde kanatlanıp uçarken bir kuş misali, insanlığı ne acıların beklediğini duymalı mıydı?

 “Ali…” dedi kısık sesiyle kederli Resul-u Ekrem.

 “Anlatın efendim, neler gördüğünüzü? Bilmek istiyorum…” dedi kırık sesiyle. Sadece başını iki yana salladı halsizce, bir damla gizliydi salkım tanesinden düşmekte kararsız bir üzüm tanesi kadar saf ve berrak bir gözyaşı gizliydi.

 “Ben…” diyebildi.

 “Efendim…”

 “Gördüklerimi sana söyleyemem…” diyerek yutkundu, “Ve göreceklerini de…” Sanki söylemek ister gibiydi de vazgeçti ya da varmayan diliydi.

 “Neler gördünüz?” dedi cesaretle, kararlıydı.

 “Ben…” dedi Resul-u Ekrem ve kirpiklerinden süzülüp yanağını ıslatan bir damlaydı ince bir nehir gibi yüzünün toprağında usulca yol alıp boynunu ıslatan. Yüreğine damlayan kan gibiydi içine oturan! Kan ki tüm bedeni besleyen ve yaşam bahşeden ve beyazı kızıla boyayan ve tek bir damlaydı şeffaf tüm rengi yaratan!

 “Senden sabırlı olmanı istiyorum! İnsanlar Ali…” dediyse de devamını getirmedi.

 “Evet…” dedi iyice sokularak.

“İnsanlar, onlar! Bu mesaj! Sakın Allah’ın mesajının kirlenmesine izin verme!” diye toparladı.

 “Hayır, buna kimse cüret bile edemez…” diyerek başını salladı Ali.

 “İnsanlar Ali, insanları bilmez misin? Yakında öyle günler gelecek ki, hakikat ve batıl birbirine karışacak, öyle günler gelecek ki inançlılar inançsız, inançsızlar inançlı sayılacak, öyle günler gelecek ki yalancılar dürüst, dürüstler yalancı sanılacak! Her şey tersine dönecek Ali, ama pek az kimse bunu fark edecek! İnsanların gözlerine inen perde…”

 “Onları kaldırdınız, kaldırdık…”

 “O perdeler hiç bitmez Ali! Her seferinde bir yenisi, bir daha, bir daha…”

 “Ne yapabilirim?”

 “Zaman sonsuzdur, zaman umudu büyütendir! Asla hakikat yolundan ayrılma, asla inancını kaybetme! Sen ışık olacaksın Ali, sen hep öyleydin, ışıktın, aydınlıktın! Belki şimdi değil ama öyle günler gelecek ki bedenler toprağa, ruhlar Firdevs bahçelerine konduğunda sözlerimiz sonsuzlukta yankılanacak! Sen ilmin kapısı Ali, tüm zorluklara, tüm haksızlıklara rağmen ışık olmaya devam et, unutma ki âlimler gökteki yıldızlar gibi sonsuz ve zamansızdır, onlar asla eskimez, onlar asla ölmez! Yakında bazı şeyler olacak ve…”

 “Ne?”

 “Sabret, sadece sabret oğlum…”

 “Ben…”

 “Allah sabreden kullarıyladır! Ve onun sınavı çetindir. En sevgili kullarının sınavları da en zor olanlarıdır unutma, ilim bir kapıdır Ali, kapılara açılandır, ilim dipsiz kuyudur, en dibinde neler olduğunu bir tek O’ bilir. Sakın karanlıktan korkma, acılardan! Ateş seni şekillendirecek, seni büyütecek, seni olgunlaştıracak! Ve…”

“Ve…”

 “Bana biraz su verir misin lütfen?”

 “Elbette…” diyerek hemen yatağın kenarındaki sürahiden bir tas su alıp uzattı, dudakları kuruydu, çatlamıştı hatta, birkaç yudum aldı Resul-u Ekrem. “Su…” diyerek gülümsedi, daha ziyade şükürdü sanki.

 “Yiyecek bir şeyler getirmemi ister misiniz?”

 “Hayır, yanımda kalmanı istiyorum…” diyerek tası geri uzattı ve ellerini sıktı.

“Ali! Benim gözümün nuru! Hatırlıyor musun? Henüz çocuktun, Abbas ağabeyin Akil’i ve seni büyütmek istemişti, sana sormuştum, benimle yaşamak ister misin diye?”

“Evet, isterim demiştim…” diyerek gülümsedi Ali.

 “Ve benim peygamberliğime kim inanır diye sorduğumda o yemekte…”

“Ben, ben, ben…” dedi Ali.

“Gülüşüne kurban, sendin, sendin…” dedi Resul-u Ekrem ve yanağına dokundu.

“Ahh!” dedi sonra, o gülüş terk edince Ali’nin yüzünü.

 “Hayır, hayır acım yok. Acım başka Ali, acım çok derin…” dedi kederle. Bekledi, ne demeye çalıştığını anlamaya çabaladı, bakışlarının kapı kenarındaki duvarda olduğunu fark ettiğinde ne gördüğünü merak etti, neden gülümsediğini ve ille de gözlerindeki hüznün sebebini!

“Anlatın…” dedi Ali.

 “Anlatayım mı? Neler gördüğümü bilmek istiyor musun gerçekten?”

 “Evet…”

 “Ah!” dedi kederle. “Her yeni asır bir öncekinden beter olacak Ali! Altının sarısı gözleri boyayacak daha da, güç için kan akacak, her sözün anlamı değişecek, rüşvete hediye diyecekler, korkutmak için masumların kanına girecekler, onları katledecekler. Gün gelecek ibadeti öldürecekler, duayı! Yalancı peygamberler çıkacak! Yaptıklarımı yok edip dinimizi bozacaklar! Öyle zamanlar gelecek ki hadislerimi, hatta beni yalanlayacaklar, anlamayacaklar, anlamadıklarını da bilmeyecekler. Küfür din, din küfür olacak Ali! Öyle zamanlar gelecek ki Kur’an ahret için değil dünyalık için okunacak, mescitlerde binlerce kişi olacak da aralarında bir tek inançlı bile bulunmayacak! Öyle zamanlar gelecek ki âlimler fitne yayacaklar, hafızlar artacak ama âlimler hiç bulunmayacak! Ve her gelen bir öncekini cehaletle suçlayacak, kibir insanı saracak bir ahtapot gibi! Geziler düzenleyecekler Kâbe’ye, ibadetleri bahane, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, din görevlileri de gösteriş için salınacaklar!

Gün gelecek Ali, insanın tek kaygısı midesi, şerefi malı, kıblesi kadın, dini de sadece para olacak, inananlar yetmiş üç kola ayrılacak da sadece bir kolu cennet ehli olacak. Daha anlatmamı ister misin, ha?” diyerek acıyla gülümsedi.

 “Söz veriyorum ki adaletin ve Hakk’ın yeryüzündeki temsilcisi olacağım, tüm gücümle karşı koyacağım yalancılara, kötülere, hilebazlara ve zalimlere sonuna kadar direneceğim…”

 “Sen konuşan Kur’an ol Ali, ilmin ve hakikatin yolundan asla ayrılma, sapma…”

 “Asla…” diyerek başını salladı iki yana.

 “Dayan Ali, sabret, yüreğin yangınlarına sabret, gelecek musibetlere de…” dediğinde göğsünde bir sancıydı ani ve gözlerini yumdu Resul-u Ekrem, bir gülümsemeydi bir pınar gibi doğan dudaklarının kenarında. Derken kapı açıldı, kızı Fatımah ve torunlarıydı. Üzgün bakışları karanlıktı geceden ve keder akandı yüzlerinden, Resul-u Ekrem’in gözleri parladı, onlara gülümsedi.

Fatımah, Zeyneb, Hasan ve Hüseyin’i yanına yaklaştırıp babasının yanına sokulmalarını istedi, “Baba, onlara bir miras bırak…” dedi ağlamaklı sesiyle, Resul-u Ekrem torunlarının yanağına dokunup okşadı, gülümseyerek.

 “Heybetimi ve şerefimi Hasan’a, cesaretimi ve cömertliğimi Hüseyin’e bırakıyorum…” dedi ve Zeyneb’e gülümsedi, “Çocuklar yavaş…” dedi dedelerinin üzerine abandıklarını fark ettiğinde Fatımah.

 “Bırak onların tadını çıkarayım, onlar da benim tadımı çıkarsınlar. Bir gün gelecek ki…” dedi ağlamaklı sesiyle ama devamını getiremedi, Fatımah’nın hıçkırığını fark ettiğinde kızının yanağına dokunup kulağına fısıldadı.

 “Fatımah, üzülme, bana ilk kavuşacak olan sensin…” deyip gülümsedi, yeniden Ali’ye döndü.

 “Başımı kucağına koy Ali, Allah’ın emri gelmiştir, ruhum göçüp gittiğinde onu al ve yüzüne sür sonra beni kıbleye yönelt ve cenaze işlerimle sen uğraş. Bana ilk sen namaz kıl! Beni kabrime koyuncaya kadar yanımdan ayrılma ve Allah’tan yardım dile Ali!”

O an geldiğinde Ali, Resulullah’ın başını alıp kucağına koydu, sağ elini de çenesinin altına uzattı. Ve ölüm meleği onun ruhunu almaya başladı. Onun dudaklarında dökülen Allah’ın ayetleriydi, sonunda ruhu bedeninden akıp çıktı, Ali, onu alıp yüzüne sürdü ve odadan çıkıp Resulullah’ın Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu bildirdi…

#HzMuhammed #HzAli

Share
216 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • SİGARA İÇMEK YA DA İÇMEMEK

    13 Kasım 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Eğitimci Sami ASLAN, hazırladı… Uzun yıllar sigara içtiği için akciğer kanseri riski zaten çok yüksek olan birinin “sigarayı bırakması” fazla bir şey ifade etmez. Sigarayı bıraktıktan ne 1-2 sene, ne de çok daha uzun seneler geçse bile kanseri riski asla “sıfırlanmaz”. Bu durumdaki hastaların bir kısmı KOAH’la ilgili öksürük, balgam, nefes darlığı şikâyetleri üzerine sigarayı bırakmış olabilirler. Sigaraya bağlı KOAH gelişen hastalarda akciğer kanseri riski, sigara içip de belirgin KOAH belirtileri olmayanlara nispeten çok daha yüksekti...
  • SİYASET DEĞİL ÜRETİM YAPIN!

    08 Kasım 2019 Ekonomi, Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Merhaba saygı değer okurlar. Arayı çok açtık, Bahar bitti kış geldi. Mevsimler geçte olsa değişti. Ama bu aralar, Mevsimlerden çok insanlar çabuk değişiyor. Cenazeye gittiğimiz zaman, üç günlük dünya, iyilik yapana, iyilikle anılana ne mutlu deriz. Veya şu üç günlük dünyada, bir karış topraktan başka ne alacağız ki deriz. İnsan ameli ile anılır deriz. Herkes İyilik Ve Ahiretten Dem Tutar! Ama hiç kimse bunu uygulamaz. Hiç birimiz! Herkes kendi menfaati doğrultusunda hareket eder. Kardeş, kardeşini, Baba Evladını, Evlat Baba Annesini ...
  • YAŞAMIN TEMELİ TOHUM VE TARIM

    08 Kasım 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Türkiye’de bir çok konuda olduğu gibi açlık konusunda da net, güvenilir veriler yok. Ancak yaşanan ekonomik sorunlar, halkın alım gücünün zayıflaması ile tahminen nüfusun yüzde 20’si yoksul kabul ediliyor. Yoksul nüfus oranı kırsal bölgelerde daha yoğun. Yaşamın temeli gıda,gıdanın temeli ise tohum ve tarımdır. Tarımdaki sorunları çözmeden gıda sorununu çözmek mümkün değil. Türkiye, sahip olduğu tarım potansiyeli, biyoçeşitliliği ile, dünyada en son açlık ve yoksulluk sorunu yaşayacak ülke konumundadır. Yanlış tarım politikaları ile,...
  • “AİLE İÇİNDE YEMEK SEÇEN, ÇOCUK İÇİN OLUMSUZ MODELDİR”

    08 Kasım 2019 Köşe Yazıları, Sağlık, Üst Haberler, Yerel

    Çocuk Ergen ve Aile Danışmanı Oyun ve Aile Terapisti Pedagog Onur CAN ÖNCÜL, çocuklarda yemek yeme sorununa değindi. ‘Beslenme bir canlının gelişimi için gerekli olan doğal ihtiyaçlardan bir tanesidir’ diyen ÖNCÜL, yemek yemeyle ilgili problemlerin genellikle ilk çocukluk döneminde başladığı hatırlatmasında bulundu. “Beslenme ortamı” sağlıksız olduğu zaman çocuğun bu durumdan olumsuz bir şekilde etkileceğine işaret eden Çocuk Ergen ve Aile Danışmanı Oyun ve Aile Terapisti Pedagog Onur CAN ÖNCÜL, konuşmasının devamında, “bu doğal ihtiyaç...