ÜST REKLAM

logo

reklam
31 Mart 2017

Akdeniz Kültür Ve Dayanışma Derneği’nden RES’E, RED

 

Akdeniz Kültür Ve Dayanışma Derneği Üyesi Mevlüd Oruç, ‘Kuşların seri katliamlarının adı kalleş res’tir. Doğanın seri katliamcısı res’leri ret ediyoruz’ sözleri ile dün gazetemize açıklamada bulundu.

Akdeniz Kültür Ve Dayanışma Derneği Üyesi Mevlüd Oruç, açıklamasında Daha az maliyet, daha çok kar tamahlığı ile doğaya, hayvana, topluma ve insana karşı vurdumduymaz yatırımların adı ve konusu ne olursa olsun artık temiz yatırım değildir ve ret ediyoruz. Yenilenebilir, doğaya ve sosyal yaşama uyumlu, temiz enerji olarak bilinen, teşvik edilen, övünülen enerji yatırımları olan RES’ler de açgözlü davranılırsa bütün olumlu niteliklerini yitirir, vahşi ve kirli olur. Vahşi Rüzgâr Enerji Santrallerinin bitki örtüsü ve hayvanlar, kuşlar, ender bulunan sebze ve bitki türleri üzerindeki doğrudan ve dolaylı olumsuz etkileri vardır. RES’ler; kuşların, arıların, uçan, yürüyen, atlayan bilumum yararlı böceklerin katilidir. RES’lerin kurulduğu yerde, yaşamları tehdit altına girebilecek hayvan popülâsyonunun bulunması, gürültü etkileşim durumları ile santralın hava trafiğine olumsuz etkisi vb hepsi bizim RES’leri ret etmemizin en önemli nedenlerden sadece bir kaçıdır.

GÖÇMEN KUŞLARIN ANA GEÇİŞ NOKTASI HATAY

Göçmen kuşların dünyadaki üç ana geçiş noktasından birisi olan Hatay maalesef aynı zamanda Göçmen Kuş mezarlığıdır.  Rüzgâr Türbinlerinin getirdiği en büyük sorunlardan birisi de çok sayıda kuşun ölü­müne neden olmalarıdır. Hatay semalarında her yıl yaklaşık 500 bin göçmen kuş görülüyor. Hatay göçmen kuşların dünyada kullandığı üç ana geçiş noktasından biridir. Misafirimiz olan ve semalarımızda gördüğümüz bu güzel canlıları ölüm ile karşılıyoruz. Kuş göç yollarının kesiştiği yerlerin başında olan Samandağ ve Defne ilçelerinde Rüzgâr Enerji Santrallerine izin verenler, destekleyenler kuş katliamına ortaktır. Göçmen kuşların ilçelerimiz üzerinden geçmesi büyük bir zenginliktir. Göç yolunun kesiştiği Hatay’da gözlem ve seyrin en keyifli gözlenebildiği yerlerden biri durumundadır. Fakat maalesef Vahşi Rüzgâr Enerji Türbinleri birçok kuş türünün neslinin tükenme tehlikesini yaratıyor. İnsanların yarattığı tahribat nedeni ile her yıl bir kuş türü yok oluyor. Kuş türlerinin yok olasında kuşların en seri katili Vahşi RES’lerin büyük payı var.

GELİŞMİŞ ÜLKENİN KUŞLARA VE CANLIYA SAYGISI

A.B.D’deki bir Rüzgâr Santrali nedeni ile Aktüylü Kartalların ölmesi üzerine tepkiler yükselmiştir.  ABD de bu kuşları koruma sözleşmesine göre federal bir cinayet sayılmaktadır. Çevre örgütleri bu yüzden Washington eyaletinde planlanmış bulunan Rüzgâr Çiftliğinin yapımını durdurtmuşlardır.

İNANCIMIZA SAYGISIZ VAHŞİ RES

RES’ler inançlara, kutsallara, kutsal mekânlara saygısızca kuruluyorsa “Temiz Enerji” olmaktan çıkar vahşi, kirli ve günah olur. RES’LER inananların ibadetine, duasına, namazına, kurban kesimine, adağına, aşuresine, Hrisi’sine, geleneklerine, göreneğine, töresine ve ritüellerine saygısızca kuruluyorsa suçtur ve günahtır. İnançlara saygısız vahşi RES’leri kuranlar, izin verenler, koruyanlar, lobi faaliyeti yapanlar, kirli enerji holding’in verdiği kirli para karşılığı (rüşvet) ile toplumun zararına iş yapanlar, göz yumanlar, kredi verenler, destekleyen siyasiler hem suç işliyor ve hem de İnancımıza göre günah işliyor.

MANEVİ DÜNYAMIZA DOKUNMAYIN

Toplumların manevi dünyasını dolduran çok çeşitli ritüeller, mekânlar, ibadetler vb vardır. Herhangi bir toplumun kutsal mekânına veya inancına inanıp inanmamak size aittir. Ama toplumların manevi dünyasına saygıda kusur hiç kimsenin haddine değildir.  Manevi dünyada yer alan herhangi bir mekân veya ritüellin kapitalist ekonominin en vahşi sektörlerinden olan vahşi RES sektörünün insafına bırakılması düşünülemez. İbadethaneler, kutsal mekânlar, Cami, Ziyaret, Türbe, Kutsal ikametgâh, Kilise, Havra vb inanç yerleri inananların inisiyatifinde kalmalıdır. Laiklik gereği inanç özgürlüğü ve inanç özgürlüğünün devlet güvencesi altında olması sağlanmalıdır. Bunu ihlal eden vahşi RES Türbinlerinin sökülmesi ve kapasite artırımı adı altında yeni türbinlerin dikilmesine izin verilmemelidir.

EL ARABÎ TÜRBEGAHINA SAYGI

Toplumumuzun manevi dünyasında büyük bir yeri dolduran El Arabî Ziyareti vahşi Rüzgâr Enerji Türbinlerinin kuşatması altındadır. El Arabî Ziyareti ve Çevresi Enerji santrali olmaktan çıkarılmalıdır. Şu anki hali ile vahşi RES’ler inananları rahatsız etmektedir.  Vahşi RES’lerin inananlar üzerindeki olumsuz etkisi El Arabî Ziyaretine doğru yolculukla başlıyor. İnananlar, El Arabî Ziyaretine ulaşabilmek için yol bitişiğine dizilmiş onlarca RES türbininin yanından, altından geçmek zorunda kalıyor. İnananlar kendi kutsal mekânlarına varana kadar dev RES Türbinlerinin baş döndüren görüntüsü ve uçak gürültüsü gibi bir ses kirliğine katlanmak zorunda kalıyor. Samandağ, Defne ve Yayladağı ilçelerimizin Aknehir, Gözene, Sebenoba mahallelerinde yol kenarlarında dizili türbinler tehlikelidir. RES türbinlerinin yakınından geçen karayolundan arabanızla geçerken dikkat ediniz.  Vahşi RES türbinlerinin yakınından tarlanıza, evinize, iş yerinize giderken dikkat etmeliyiz. Vahşi RES türbin bölgesinde tarlanızda, bahçenizde, arsanızda ve evinizde durup dururken başınıza RES yağabilir. Simon manastırını görmeye gidecek yerli ve yabancı turistler ve el ARABÎ Ziyaretine gitmek isteyen inananlar aman dikkat.  Vahşi RES Türbinleri sandığınız kadar sağlam değildir. Düşebilir, devrilebilir, yanabilir, savrulabilir. Yakına, uzağa ve her tarafa büyük zarar ve felaketlere sebep olabilir. Ayrıca kanatlarında oluşan buzlanmalar ve bu buz parçalarının fırlaması ile hayatınızı riske atmaktadır. Vahşi RES’lerin inananlara verdiği rahatsızlık El Arabî Ziyaret in’de devam etmektedir. İnananlar El Arabi Ziyaret bahçesinde dinlenirken, yemek veya piknik yaparken, kurbanınızı adarken, Hrisi yaparken vahşi RES’lerin yarattığı gürültüye ve rüzgara maruz kalmaktadır. Rüzgârın zayıf olduğu günlerde ve saatlerde bile RES Türbinlerinin hava trafiğine olumsuz etkisi nedeni ile kendisi şiddetli rüzgâr yaratmaktadır.

VAHŞİ RES’LERİN DİĞER ZARARLARINDAN BAZILARI

Rüzgâr tribünlerinin en büyük zararı insan sağlığına verdiği zararlar olarak görülmüştür. Rüzgâr Türbinlerinin gürültüsü büyük bir sorundur.  Diğer bir önemli zararları; 80 metreyi bulan kanatların insan duyma eşiğinin altında yaydığı seslerdir. Bu seslerin insanlar üzerinde doğuracağı hastalıklar büyük sorunların habercisi olarak görülmektedir. Bu zararlar, uyku bozukluğu, baş ağrıları, kulak çınlaması, sersemlik hissi, baş dönmeleri, yoğunlaşma ve hafıza bozuklukları gibi daha birçok yan etkilerinin olacağı söylenmektedir.

ŞEYH MUHAMMED EL ARABÎ KİMDİR?

Mehmet Karasu- Nebihe Karasu’nun yazdığı  “Antiochea’dan Daphne’ye” adlı Tarih / Mitoloji kitabında bir alıntı ile başlayalım.

“EL ARABÎ

  1. Simon manastırının kuzeydoğusundaki bir tepede bulunan bir ziyaret olup, adak törenleri düzenlenmektedir. El Arabî Memlük Sultanı Baybars döneminde buraya gelmiş bir ermiştir.”

ATLAS DERGİSİ’NİN NİSAN 2011 tarihli sayısında Araştırmacı yazar FAİK BULUT’UN “BİN YEMİN” adlı araştırmasında ise şu şekilde yer almaktadır.

“BİN YEMİN

Samandağ Aknehir Tepesi’ndeki Şeyh Muhammed el Arabî Türbegâhı.  Bu zatın, manastırda yaşayan 40 kadar keşişi, keskin zekâsıyla Müslüman yaptığı söylenir.”

YAZILI VE SÖZLÜ KAYNAKLARDA EL ARABÎ EFSANESİ ŞÖYLE.

“Simon Dağında, St. Simon Manastırı vardır. Hıristiyan inanışına ait ve çok eskiden kalma bir manastırdır. Bir gün El-Arabî manastır yanından yol geçiyormuş. Manastırda yaşayanlar onu davet etmişler. Bu daveti kabul etmiş ve içeri girmiş. Manastır halkı belirli günlerde toplanırmış. O gün de toplanma günüymüş. Halk toplandıktan sonra Papaz Simon içeri girmiş. Girer girmez de içeride değişik, hoş bir kokunun bulunduğunu fark etmiş: “Aranızda bir yabancı var, her kimse ayağa kalksın!” demiş. El-Arabî ayağa kalkmış. İnsanların bir kısmı ona saldırmak istemiş. Papaz Simon: “Durun! Ona sorular soralım, cevaplarını verirse aramızda kalabilir.” demiş. İnsanlar bunu kabul etmiş ve Papaz Simon 40 soru sormuş. El-Arabî de hepsine cevap vermiş. Sonra da: “Bana sorduğunuz soruların cevabını verdim. Siz 40 soru sordunuz. Ben size bir soru soracağım, bakalım cevabını verebilecek misiniz?” demiş. Soruyu sormuş: “Cennetin kapısında ne yazılmıştır?” Tabii, “Kelime-i şahadet” yazılmış. Papaz Simon, cevabı bildiği halde susmuş. Çünkü cevap verirse Müslüman olacaktır. İnsanlar ona tepki göstermiş: “bu kadar soru sordun adam hepsini cevapladı. Sana bir soru sordu sen cevabını veremedin.” demişler. Simon: “Benimle birlikte söylerseniz, cevabını veririm.” demiş. O anda, insanların bir kısmı, Papaz Simon’un söylediklerini kelime kelime tekrar etmiş ve Müslüman olmuşlar. Papazın söylediklerini tekrar etmeyenler Hıristiyan kalmışlar. İşte bunlar El-Arabî’ye saldırmak istemiş. El-Arabî manastırdan ayrılıp, şimdiki makamın bulunduğu tepeye gelmiş. Manastır askerleri takip etmiş ve bu tepede çembere almışlar. Çember iyice daralınca El-Arabî gözden kaybolmuş. Bu tepeden göğe yükseldiği söyleniyor. O günden sonra bu tepenin başına sürekli nur indiyi görülmüş. İnsanlar tepenin başına bu makamı yaptırmış. Ve kutsal günlerde burayı ziyaret ederler. Manastırda, toplantı salonunda otururlarken, El-Arabî’nin elinde değişik ve hoş kokan bir ot varmış. Papaz Simon’un değişik ve hoş dediği koku bu ot kokusuymuş. El-Arabî’nin manastırdan ayrılıp geldiği tepe yolu boyunca, her yıl bahar aylarında o hoş kokulu ot adım başı bitermiş. O otun kokusu, ot koparılıp solduktan sonra çıkar. Kapalı bir yerde tutulursa, örneğin; çekmecede, giysi dolabında yıl boyunca giysiler hoş kokar” dedi.

 Haber-Foto:Ali Doğru

Share
550 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+10 = ?