" width="160" height="600" />
" width="160" height="600" />

Samandağ Ayna Haber

AkhisarsporMKE AnkaragücüAytemiz AlanyasporAntalyasporİstanbul BaşakşehirBeşiktaşBursasporErzurum BBÇaykur RizesporFenerbahçeGalatasarayGöztepeKasımpaşaKayserisporAtiker KonyasporTrabzonsporDemir Grup SivassporYeni Malatyaspor

ADD: CUMHURİYETİN GELECEĞİ İÇİN OLAĞANÜSTÜ UYARI

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
ADD: CUMHURİYETİN GELECEĞİ İÇİN OLAĞANÜSTÜ UYARI
8 views
24 Şubat 2026 - 15:16
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

ADD  hafta sonunda gerçekleştirdiği Genel kurul öncesinde, ADD Genel Merkezi tarafından hazırlanan basın açıklaması okundu. ADD Samandağ Şube Yönetimi ve üyelerinin de katıldığı açıklama derneğin en genç üyelerinden Didem Hüzmeli tarafından okundu.

Samandağ Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), genel merkezin Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve toplumsal sürece dair kritik uyarılar içeren kapsamlı açıklamasını kamuoyuyla paylaştı. “Parolamız Tektir ve Değişmez: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!” başlığıyla yayımlanan metinde, Cumhuriyetin temel değerlerine yönelik tehditlere dikkat çekildi.

İşte derneğin açıklamalarından öne çıkan bilgiler; “Cumhuriyetimizin 103 yıllık yaşamının en kritik dönemini yaşadığı, içeriden ve dışarıdan emperyal güdümlü ciddi saldırılarla karşı karşıya olduğu açıktır.

Afganistan, Irak, Libya, Sudan, Somali, Yemen ve Suriye’nin ardından Venezuela’da yaşanan, Grönland üzerinden Danimarka’ya ve Kıta Avrupası’na yönelen, Kanada, Meksika ve nihayet İran’ı da kapsayan Trump ABD’si saldırganlığı uluslararası hukuku ve kurumları tanımadığını da açıklayarak tüm dünyayı tehdit etmektedir.

Aynı ABD’nin, “Kuzey Afrika’dan Çin’e 22 ülkenin rejimlerini ve sınırlarını değiştireceğiz” açıklamasıyla 2003’de yürürlüğe soktuğu,  21. yüzyıl Sevr’i niteliğindeki BOP kapsamında rejimimizin değiştirildiği (16 Nisan 2017), nihai hedefin de, Tom Barrack’ın “1919’dan beri bölge planlarımızı engelliyor” dediği Üniter Ulus Devlet Türkiye Cumhuriyeti’ni mikromilliyetçilik (etnik ırkçılık) ve dincilik (mezhepçilik) enstrümanlarını da kullanarak çok uluslu, çok dilli, çok hukuklu bir teokratik federatif devlete (Osmanlı devlet düzeni) dönüştürüp parçalamak olduğu metni ve haritası ile sabit bir gerçekliktir.

Emperyalist üst aklın bu yolda; kadim işbirlikçileri aracılığı ile kâh Kurucu Parti (Onlar “Tek Parti” diyor) dönemini karalayarak, kâh asırlık yalanları yineleyerek, kâh tescilli vatan hainlerini güzelleyerek, kâh hırsı aklından önde koşan kimi kifayetsiz muhterisleri ödüllendirerek öncelikle milletimizin Atatürk ve Cumhuriyet bağlılığını ve aydınlanma devrimleriyle kazandığı laik toplum düzenini yok etme çabasını onyıllardır sürdürdüğü de bir diğer gerçekliktir.

Hal bu iken son dönemlerde milletimizi perişan eden başta ekonomi, eğitim, sağlık olmak üzere her alandaki kötü gidiş, dramatik dış politika yanlışları, sınır tanımaz nepotizm yozlaşması, “utanmıyoruz, gurur duyuyoruz” çürümüşlüğü, Mavi Vatan egemenliğimizin ve kara sınırlarımızın içler acısı hali yanında, Papa ziyaretinden Barzani’nin bordo bereli Cizre gösterisine, yeni anayasa arayışlarından DEM sözcülerinin “Şeyh Sait, Seyit Rıza ne yaptılarsa Kürt halkı onu yapacak” küstahlığına, Bese Hozat ve  Amed Malazgirt gibi teröristlerin herzelerinden terörist başının fütursuz dayatmalarına ve sömürge valisi kılıklı ABD Büyükelçisinin hadsiz açıklamalarına kadar “Terörsüz Türkiye” sürecinin geldiği noktaya, nihayet 47 oyla kabul edildiği açıklanan, nerede ise devletimizin emperyalizm taşeronu hain terör örgütü ile baş edemediği için koşullarını kabul ettiği gibi kahredici bir algıya yol açabilecek, “kardeşlik, barış, demokrasi” tatlandırıcıları ile kaplanmış  Komisyon Raporu adlı 53 sayfalık Utanç Belgesi’ne de bakıldığında tablonun vahim olduğunu görmemek olanaksızdır.

Bu cümleden olarak; 2007’ de ABD icazetli Ergenekon-Balyoz kumpaslarıyla ordunun, “Yetmez ama evet” aymazlığı destekli 2010 referandumuyla yargının, 15 Temmuz 2016 sonrası OHAL koşullarının sağladığı olanaklarla medya, entelijansiya, akademi ve iş dünyasının,  mühürsüz oy şaibeli  16 Nisan 2017 referandumu ile de hemen hemen tüm devlet aygıtının tek otoriteye bağlandığı, böylelikle Kuvvetler Ayrılığı ilkesinin fiilen ortadan kalktığı ve TBMM’nin işlevinin zayıfladığı düşünüldüğünde tablo daha da ağırlaşmaktadır.

Ez cümle; Laik Cumhuriyet rejimimiz, Üniter Ulus Devlet yapımız, Dil Birliğimiz ve bölünmez bütünlüğümüz emperyalizmin hedefindedir, bu olağanüstü bir durumdur, olağan yol ve yöntemlerle aşılamaz. Hele, Anayasamızın 10. maddesiyle “Yurttaşların Eşitliği” esas alınmışken ne kastettiği anlaşılamayan ve anlatılamayan “Eşit Yurttaşlık”, herkesin anadilini öğrenme ve kullanma özgürlüğü yasal güvence altında iken -Anayasamızın 42. maddesi yok edilerek- “Anadilde Eğitim”(şimdilik 2, giderek belki 22), her alan ve toplum kesimi ile ilgili birçok sorun olduğu herkesçe bilinirken bir türlü tarif edil(e)meyen “Kürt Sorunu” gibi emperyal ezberler ve “Bak, Kürtçe konuştum, anlayamadın, öyleyse eşit değiliz” ya da “Neden ben Türkçe öğreniyorum, siz Kürtçe öğrenin” türü akla ziyan abukluklarla ve “Kürtler taktik olarak emperyalistlerle ittifak kuruyor.

Orta Doğu’da bu güçlerle ilişki içerisine girmeden yürümeniz zor” türü ihanet itiraflarıyla hiç aşılamaz. Ve elbette sürecin; Cumhuriyet öncesi Milli Mücadele’yi yürütme amaçlı 23 maddelik 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu referans alan, tapu senedimiz Lozan’ı dayatma sayıp Sevr özlemini dillendiren, devletimizi ulusumuzun bir kesimine “inkar ve imha siyaseti” uygulamak ve “soykırım” yapmakla suçlayan, devlete isyan edip karakol basarak Mehmetçik şehit etmiş emperyalist uşağı tescilli hainleri “milli kahraman” ilan eden, “Kürtlerin ve Türklerin kurucu unsur olduğu yeni bir devlet” kurulmasını, bölgesel özerklik tanınmasını (federasyon), 66. madde yok edilerek anayasadan Türklüğün çıkarılmasını, eli kanlı teröristlerin serbest kalıp siyaset yapmalarını şart koşan Mütareke artığı işbirlikçi anlayışlarla yürütülebilecek bir süreç olmadığı da, bunu Türk Milletine kabul ettirmenin olanaksızlığı da artık görülmüş olmalıdır.

Bu noktada aziz milletimizin; 2021 yılında 2 milyon iken 2022 yılında 3 milyon 966 bine, 2023 yılında 5 milyon 769 bine yükselen, 2024 yılında 6,5 milyona ve 2025 yılında da 8 milyon 242 bine ulaşan, 10 Kasım 2025 tarihinde ise bir günde 1 milyon 219 bin 148 ile rekor kıran Anıtkabir ziyaretçi sayılarıyla verdiği mesaj da herkes tarafından herhalde alınmıştır.

Bu bağlamda Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, ülkemizi yöneten ve yönetmeye talip olan tüm kurum, kuruluş ve kişileri bir kez daha uyarıyor ve görevlerini;

• Üniter Ulus Devlet yapımızın, Laik Cumhuriyetimizin, Dil Birliğimizin, ülkemiz ve milletimizle bölünmez bütünlüğümüzün ve ulus olma bilincimizin vazgeçilmezliğini,

• Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tümcesinde ifadesini bulan ve anayasamızın da 66. maddesi ile hükme bağladığı millet tanımının ve “Türklük” kavramının tartışılmazlığını,

• Politikaları, uygulamaları ve eserleriyle her alanda başarısı kanıtlı Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi “Atatürkçü Düşünce Sistemi” nin günümüzün de şaşmaz pusulası, geçerli reçetesi olduğunu,

• Milletimizin Demokratik, Laik ve Sosyal bir Hukuk Devletinin özgür yurttaşları değil de, emperyalizm boyunduruğunda, orta çağ artığı Totaliter-Teokratik bir uydu devletin tebaası olmaya asla razı olmayacağını,

• Gerekenin, kuruluşta olduğu gibi meclis eksenli, kuvvetler ayrılığına dayalı, yurttaşların eşitliği esaslı bir hukuk devleti olan Atatürk Cumhuriyeti’ni yeniden yaratmak olduğunu görerek yapmalarını bekliyoruz.

Saygılarımızla.”

Ümit Sağaltıcı

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P
# TAKIMLAR O AV P

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.