ÜST REKLAM

logo

reklam

ÜÇ KUŞAĞIN SEVDALISI SELDA BAĞCAN


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

 

Şarkıcı, besteci ve politik aktivisttir Selda Bağcan.

Ahmet Kaya’yı keşfeden Selda Bağcan.

İlk Kürtçe ‘’Fadike’’ şarkısın söyleyen muhteşem bir ses Selda Bağcan

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin HDP Seçmenini hedef alan, ‘’yalılarında viski yudumlayıp oy veren şerefsizler’’ sözlerine ilişkin olarak,

‘’BÜTÜN AYDINLAR GİBİ, ‘ŞEREFSİZLER’ GİBİ HDP’Yİ TAKDİR EDİYORUM. BEN DE O ŞEREFSİZLERDEN BİRİYİM.’’ Diyen Selda Bağcan.

Tarz olarak protest müziği benimseyen Selda Bağcan, kendi bestelediği şarkıları söylemeyi tercih ederken, bin yıllık anonim halk türkülerini çağdaş bir üslupla yorumlamasıyla tanındı, tanınıyor.

Türk insanının acılı sesi olarak nitelendiren Sanatçı, halen İstanbul’da ikamet etmekte ve sahibi olduğu MAJÖR MÜZİK YAPIM şirketinin yöneticiliğini yapmaktadır.

1948’de Veteriner bir baba ve öğretmen bir annenin üçüncü çocuğu olarak Muğla’da, dünyaya geldi.

Ünlü Sanatçı Selda Bağcan, Deniz Gezmiş’le arkadaşlıklarını, Ahmet Kaya’yı nasıl yıldız yaptığını ve Cem Karaca’ya Hafta sonu gazetesinin nasıl oyun oynadığını, Esmer dergisine vardığı röportaj da anlattı, sanatçı, geçmişiyle ilgilide çeşitli açıklamalarda bulunduğu röportajını özetleyerek aktaralım.

Selda Bağcan sözlerine ‘’ Deniz Gezmiş’ler hapisteydi. Hatta millet beni Deniz Gezmiş’in nişanlısı sanmıştı, öyle bir dedikodu yayılmıştı. Oysa ben onunla tanışmıyordum bile. Ama millet arasında böyle yayılmış.

‘’Mahpushanelere Güneş Doğmuyor’’ türküsünü onun için yaptığımı sanıyorlardı. Oysa ben bu şarkıyı Ankara Radyosu’nun ‘’Köylü saati’’ programında Neşet Ertaş’tan duymuştum.’’

‘’1990 yılında Anadolu konserleri düzenledim, 1994’te Koçero için yayın izni alabildik. Ama öncesinde Almanya’da çıkmıştı ve Türkiye’ye korsanı gelmişti. Düşündüm bu korsancılara karşı ne yapabilirim ve şu aklıma geldi. Yeni şarkılar ekleyip kaseti o şekilde çıkarayım. İşte o zaman Kürtçe ‘’Fadike’’ parçasını birde birkaç tane daha Kürtçe şarkıyı potbori halinde söyledim ve öyle çıkardık.

Tabi Kürtçe söylemek için yığınla Kürtçe şarkılar dinledim. En çok Ayşe Şan’dan etkilendim. O, çok otantik söylüyor. Şimdi herkes Kürtçe şöyledir, böyledir diyor da ama yasal olarak ilk Kürtçe şarkı söyleyen benim.’’

Ahmet Kaya’yı Keşfeden Kadın.

‘’Ahmet Kaya ile 1985 yılında tanıştım. Eşi Gülten Kaya, benim cezaevi arkadaşımdı. Ağabeyimin müzik stüdyosu vardı, orada müzikle ilgileniyordum. Bir gün Ahmet Kaya isminde bir genç çıkageldi: ‘’Abla ben albüm yapmak istiyorum, yardımcı olur musun?’’ dedi. Ben de ‘’Gel çal gardaş, bir görelim seni’’ dedim.

Oturup çalmaya başladı. Çok beğendim. Ağlama bebeğim şarkısını dinleyince, ağlayasım geldi. Gülten Kaya ile evlendiler. Daha sonra çok güzel şarkılar yaptı ömrü boyunca. En çokta şunun için üzülüyorum, eğer bu hazin sonu yaşamasaydı, kim bilir daha ne güzel üretimler yapacaktı. Bizi güzel üretimlerden mahrum bıraktılar.’’

‘’1971’de başladığı müzik yolculuğu 50 yıla merdiven dayamış Selda Bağcan, bu sorulunca da önce gülüyor sanatçımız!

‘’Zafer tabii ki… Çok memnunum. 20’li yaşlarda ünlü oldum ben. 40 Yaşında bırakırım diyordum. 40 olunca, ‘’50’de bırakırım’’ dedim. 50’ye geldim, ‘’Yaa çok iyi söylüyorum ne bırakması…’’ dedim. 50’yi geçtik 60’a gidiyoruz. Artık anladım ki bırakamayacağım. 45 yıl geçti böyle…’’

Bir sanatçı olarak engellenmenin, şarkılarının yasaklanmasının ‘bırakamama’ durumuyla bir ilgisi var mı? Diye sorulduğunda ise:

Selda Bağcan, ‘’ Hırs olabilir; ihtiras… Hep söylerim. Bana ‘Gençlere ne tavsiye edersin?’’ diye sorarlar. Türkiye’de 45 sene ayakta kalan sanatçı birkaç tane var çünkü. Ben de derim ki; ‘’ihtiras tramvayına binin ve hiç inmeyin!’’ benim sloganım bu. Eğer türküleri çok güzel söylerseniz başka hiçbir şey yapmanıza gerek kalmaz. Bir de duygularınız olsun. Gerisini zaten orkestra ve aranjörler yapıyor. Siz türküyü duygulu ve doğru söyleyin yeter. Ben bunu yapıyorum. Duygulu bir insanım. Türküleri güzel ve doğru söylüyorum. Özellikle deyişlerde iddialıyım. ‘ Yürüyorum dikenlerin üstünde’, ‘Uğurlar olsu’… Kendimi en çok deyişlerde beğeniyorum.

Deyişler çok güzel söylediğinizi ve sevdiğinizi söylediniz ve sizi halkımız daha çok Sivaslı zannediliyorsunuz biraz geriye gidebilir miyiz?

‘’ Köken olarak Makedonyalıyız. Babam 1914 Manastır doğumlu, 0 1 yaşındayken, yani Balkan Savaşı sırasında ailesi Türkiye’ye gelmiş, Manisa’nın Turgutlu ilçesine yerleşmiş, yanında getirebildikleriyle de bağ bahçe almış. Rençper bir aile. Tütün, pamuk ve üzüm bağlarımız vardı. Bunlarla geçinirdik. Anne tarafı da Kafkaslardan, Kırım’dan göç etmiş. Erzurum ve Sivas’a uğramışlar ve Bolu’nun Madakbaş köyüne yerleşmişler.

Madakbaş ‘baş şair’ demekmiş Azeri dilinde. Nerden nereye! Babam veteriner hekimdi, annem de öğretmen. Memur çocuklarının her biri ayrı şehirde doğar ya tayın nedeniyle, bize de öyle olmuş. Ben de Muğla’da doğmuşum.

Kendimi önce Türkiyeli görüyorum, sonra da Dünyalı! Muğla’da doğdum, çocukluğum va’da geçti. Babm Van’a tayın oldu veteriner hekim olarak. Hastanenin başhekimiydi. Orada öldü. 9 yaşındaydım. Tahsil için Ankara’ya geldik. Annem öğretmen maaşıyla 4 çocuğu büyüttü, okuttu. Hepsine yüksel tahsil yaptırdı.

İlk mandolinle başladım van’da babam sayesinde . Ankara’ya taşınınca da gitarla tanıştım. Teyzemin çocuklarının gitarı vardı, biz de aldık. O zaman okullarda mandolin çalınırdı ama ben okula gitmeden başlamıştım mandoline zaten.

Türkiye’nin batı hayranlığının neticesinde okullarda öğretiliyordu. Saz çaldırsana kardeşim! Niye mandolin öğretiyorsun okullarda enstrüman olarak! Bunlar Cumhuriyet’in yanlışları. Bak şimdi Üniversiteye bağlı Türk Halk Müziği Konservatuarları açıldığından beri halk müziğinde müthiş sıçrama var. Ben bilmediğim türküleri onlardan öğreniyorum. Çok başarılı türkücüler çıktı.

Zara çok iyi bir örnek. Bir de gurbetçi çocukları var, Kubat mesela. Kardeşim sen Belçika’da oturuyorsun, türküleri ne zaman tanıdın? Yani ne kadar iyi  bir ailesi varmış ki türkü öğretmişler. Çünkü oralarda pop müziğin baskısı altındasın. Sen nasıl o türküleri bu kadar güzel yorumladın? Nasıl öğrendin? Çünkü bambaşka bir dünya orası… Hayranım ben bu çocuklara…

Benim ilk sahne deyimim, Van Gogh Bar vardı Ankara’da . Kardeşlerimin kurduğu orkestra orada sahne alıyordu. Adı da Tayf, yani Gökkuşağı.. Ertesi sene böbürlenip ‘’Biz de böyle bir kulüp açabiliriz’’ dediler ve Van Gogh’a  nazire oarak Beethoven’i açtılar. Ben orada kırk yılda bir Cem Karaca ve Barış Manço’nun üstüne çıkardım. Yni onlar sahneden indikten sonra patronların kız kardeşi olarak sahneye çıkıp gitar çalar, şarkı söylerdim. Biliyorsun Türkiye’de gazinolarda assolistin üstüne çıkılmaz ama patronun kardeşi olursan, çıkarsın.

Benden duydular… Cem Karaca ‘Tatlı dillim’i, Barış Manço ‘Katip Arzuhalim’i benden duydu. Her ikisi de İstanbul’a döner dönmez plak yaptılar. Onlarınkinden 3 ay sonra çıktı ama benim plağım sattı.

Yüzüklerin efendisi filminden tanıdğımız ‘frodo’ yani Elijah Wood’la tanıştığımda şöyle demişti bütün dünya basının önünde: ‘’ Selda Bağcan’ın sesini duyunca aklımı kaçıracak gibi oluyorum!’’ diye açıklama yaptı. Sonra Türkiye’ye geldi. Burada da söyledi aynı şeyleri. Herkes çok şaşırdı.

Malumunuz medyanın pek yüz verdiği birisi değilim. Hep itildim kaıldım, hapislere girdim. Yani solcu oldun mu… Türkiye’de her şey ol, solcu olma! Sonra Ekşifest’de birlikte çıktık. Resimler o gün çekildi. Bana gerçekten hayranmış. Nasıl güzel sarıldı. Bir ana- oğul sarılması gibi oldu. Bir de bakışları var… Çok da mütevazı. Bir sanatçı bir sanatçıya hayranlığını ancak bu kadar güzel gösterebilir.

Tabii sizin tevellüt yetmiyor bütün bunlara. Ben 80’lerde şarkı sözlerimden dolayı üç defa hapse girdim. Albümlerim toplatıldı. Yani bu işin faturasını bir başıma ödedim.

12 Eylül’ün kurbanı oldum. Sanatçıların bir kısmı yurtdışındaydı, bir kısmı da burada sus pus olmuşlardı. Beni ellerine geçirince ha bire yargıladılar. Dokuz ayrı mahkemede yargılandım. 80’le 87 yılları arasında konser izinlerim verilmedi. Mesela 1986’da WOMAD Festivali’nden davet aldım ama gidemedim. Pasaportuma 7 sene el konuldu.  O dönem Peter Gabriel’in desteklediği bir festivaldi WOMAD festivali. O yıl gidemeyince bunlar jest olarak benim bir şarkıma festival plağında yer verdiler.

‘Türk Köylüsü’ diye Nazım Hikmet’in şiirini yazdığı, bestesini benim yaptığım bir şarkı. O festival plağı bütün dünyayı dolaştı. Dünya radyolarında çalındı.

O zaman internet falan yok! 1987’de yasaklı olduğumu bildikleri halde inadına tekrar çağırdılar. Bu defa pasaportum verildi ve gittim Glastonburry’ye .. Glastonburr’de şarkı söyleyen tek Türk benim. 4-5 konser yaptım AKKO Festivali’ne gittim 1991’de. Khan el –Umdan diye bir Osmanlı kalesinde konser yaptık. Üstünde Osmanlı bayrağı altında konser yapıyorum ama siz beni içeri tıkıyorsunuz.

Ayıp!

İlk söylediğim bir söze bağlı olarak sesimdeki çığlığın nedenini ise,

Dünyadaki haksızlıklara ve insanların aç olarak yatağa girmesine. Her gece yatağına aç giren milyonlar var. İnsansan buna isyan edersin. Gitarımın her teline vuruşum bu isyan çığlığımdır işte…

20 Kedim var, hepsi Van kedisi. Bakıcıları var ama benim gibi bakamazlar. Ben aşkla bakıyorum onlara.’’

68 yıllık yaşamını yarım yüzyıldan fazlasını sanat yaşantısına 400’ü aşkın şarkı sığdıran ve şarkılarıyla yurt içinde ve yurt dışında efsane olmayı başaran Selda Bağcan’ın yaşamını ayrıntıları çalkantıları elbette ki bu kadarla sınırlı değil.

Ümit Sağaltıcı

Kaynaklar:

Forumsal.net

Bilginin adres

Egoist okur

Uygar Taylan

Sputnık

Bidebunuizle.com

Share
1164 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+7 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İMAM CAFER’İ SADIK’TAN BİRKAÇ HADİS

    20 Ocak 2020 Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan 1- Erkek, hanımına karşı üç şeye riayet etmelidir: Hanımının muhabbet ve ilgisini kazanmak için onunla uyum sağlamak; ona karşı güzel ahlaklı olmak; onun gözünde güzel görünmek ve refahını sağlamakla kalbini elde etmek. Kadın da kocasına karşı şu üç şeye riayet etmesi gerekir: Kocasının tüm hallerde güvenini sağlayacak şekilde kendisini kötülüklerden korumak; muhtemel hatalarının affedilmesi için sürekli kocasının hakkını gözetmesi; tatlı dil ve çekici tavırlarıyla kocasına olan sevgisini bildirmesi. 2- Basi...
  • YOLSUZLUKLARIN KİLOMETRE TAŞLARI

    15 Ocak 2020 Genel, Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Asaf Hişmi BEL – BİR AŞ.’ye bulaşmayan kişilerin sayısı azdır. BU şirketle yapılan iş ve işlemlerin fiyat belirlemesi iki türlü. Hesabı kitabı yok. Şirket lehine sonuçlar çıkartılmaya çalışılmıştır. Toplumsal çıkar, ikinci plana atılmıştır.  Şirket kar etsin diye Asliye Hukuk Hâkimliğine sunulan Bilirkişi Raporu sahtedir. Mahkemeyi olumsuz yönden etkilemeye çalışılmıştır. Raporda kullanılan veriler sahtedir. Kıymet takdir komisyonu da sahte bedel takdiri yapmıştır. İşin aslına geçelim. BEL – BİR AŞ.’ye kat karşılığı olmak üze...
  • DOĞAL YAŞAMDAN KOPUNCA

    13 Ocak 2020 Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Yaşanacak bir tek ömrümüz var. Onu da uzun ve mutlu yaşamak için sağlıklı olmak gerekiyor. Oysa günümüz insanı çok erken, hatta küçücük yaşlarda kanser, kalp, şeker, tansiyon, obezite sorunlarıyla sarmalanıyor. Paketlerle ilaç, antidepresanlar, antibiyotikler yanımızdan ayırmadığımız aksesuarlarımız oldu. İnsan ömrü uzadı, evet uzadı ama, ne pahasına. Sağlıksız, hastalıklı, bir gün bile kullanmadığımızda ölümümüze neden olabilecek ilaçlara mahkum bir yaşam. Neden bu hale geldik: Doğadan uzaklaştıkça, bizi...
  • RANTIN ŞEYTANİ YÖNÜ ( 2 )

    13 Ocak 2020 Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Asaf Hişmi 2 – 03.05 1991 tarih ve 11 sayılı Samandağ Belediyesi, Belediye Meclis Kararında rantın şeytani yönü, sırıtır derecede görünüyordu. BEL – BİR A.Ş.’ne Projesiz, ihalesiz  (resmi belgelerde belirtildiğine göre: 1991 yılı Birim fiyat tariflerine göre İhale Bedeli: 20.000.000 TL) iş vermek için bu şirkete kamu kurumu olarak tanıttılar. Belediye encümen ve belediye meclis kararlarında böyle tanıtılmıştı. Kamu kurumu olmayan, Kamu kurumu niteliğini taşımayan ve maliye bakanlığından uygun görüş almayan bu şirketin ödenmiş serma...