ÜST REKLAM

logo

reklam

 

 

 

tandır (3)tandır (1)

EMEĞİN BEŞİĞİ KADINLAR

Samandağlı emekçi kadınlar, killi topraktan ekmek pişirilen tandır yapmaya devam ediyor.

İlçemizin emekçi kadınları, aile bütçesine katkı sağlamak amacıyla killi topraktan ekmek pişirilen tandır yapıyor.

İlçemize bağlı Yeşilköy’de hemen her evin bahçesindeki tandırlar dikkati çekiyor. İlçemiz kadınlarının iş kapısı haline gelen tandır yapma geleneğini köyde adeta bilmeyen yok. Yaşlısı, genci birçok kadının sabah erken saatlerinde başına geçtiği killi toprak, uğraşın ardından tandıra dönüşüyor.

AİLE BÜTÇESİNE KATKI

Killi toprağı ayaklarıyla yoğurup, çamur haline getirdikten sonra elleriyle şekil veren kadınlar, satışını yaptıkları tandır sayesinde hem ev ekonomisine katkı sağlıyor hem de bu mesleği yaşatıyor. Kadın tandırcılardan 43 yaşındaki Aliye Tepecik, yaz kış demeden aile bütçelerine katkıda bulunmak için bu işi yaptığını söyledi. Maddi imkansızlıktan dolayı okuyamadığını ifade eden Tepecik, üç çocuğu olduğunu ve onların okuması için elinden gelen gayreti gösterdiğini kaydetti.

ÜÇ GÜNDE TAMAMLANIYOR

Dağların yamacından çıkardıkları killi toprağı tandıra dönüştürmek için uzun uğraş verdiklerini anlatan Tepecik, “Dağın eteğinden çıkarılan kili toprağı kurumaya bırakıyoruz. Daha sonra tekrar ıslattığımız toprağı ayağımızla yoğuruyoruz. Kıvama gelmesi için de bir gün dinlenmeye bırakıyoruz. Daha sonra tandırı yapmaya başlıyoruz. Tandır yapımı bittikten sonra yeşil kil ile pamuğu karıştırarak üst yüzeyini sıvıyoruz. 3 günde tamamlanan bir tandırı 40 ile150 liradan satıyoruz” dedi.

VE TANDIRIN BUĞDAY UNU İLE BULUŞMASI

Buğday, başak olur, dane olur, un olur, tandırla buluşur ve ekmek olur gelir soframıza.

Zorlukla ve yoklukla yoğrulmuş ekmek günümüzde nasıl hayatın kavgasıysa, öylesine bir kavgayla da taşınır sofralara. Bir zamanlar buğday tanelerinin ekmek olma hikayesi aynı zamanda bir paylaşma ve dayanışma hikayesidir.

Tarla denilen, taşlı toprakların ekimi ile başlar ekmeğin hikayesi. Şimdinin traktörü, eskinin öküzü. Toprak sürülür önce. Öküzü kara gözlüsü köylü’nün eli ayağı, her şeyi. Tarla sürmek, harman koşmak, tomruk çekmek, kızak çekmek ve daha birçok ağır iş onların nasırlaşmış boyunlarından geçer. Toprağı sürmek, volta atmaya benzer. Gide gele, türkülerle sürülür, söylenir, işlenir toprak. Geçen seneden kalmış tohumluk buğday serpilir toprağa. Ekilir.

Ekin hasadının ayı Mayıs’tır. Köyün en güzel günleri sayılır o günler. Çünkü tarlalar imece usulü biçilir. İmece güzeldir, yorgunluğu örter, sıkıntıları unutturur. Ekini yetişen komşu, tarlasını biçmek için çoluk çocuk tüm köylüyü toplar. Sabah erkenden hazırlıklar yapılır, yardıma koşan kadınlar ellerinde oraklar, düşerler yola. Çoğunlukla ekin kadınlar tarafından biçilir. Kadın eli toprağa bir başka değer. Sarıların orta yerinde çiçekli basmalı, ellerinde buğday sapları ekin biçer, ekin tarlaları içerisinde rengarenk görünür kadınlar. Oraklar bilenir, orak sesleri birbirine karışır. Kadınlar ekinleri “deste”ler halinde tarlaya bırakır, desteler erkekler tarafından toplanır “deste” haline getirilir, yapılan bu bağlar bir araya toplanarak, yığınlaşır.

Köylerde ekin biçme zamanı bambaşka olur. Köy o kadar kalabalık olur ki; hasad da günün on iki saati bedenlerini yorsalar bile köylüler dinlenmezler, gitmezler, neşeli olurlar. Hepsi aynı şeyi mırıldanır; ‘ortaklaşa yapılınca ayrı bir tadı, eğlencesi vardır hasadın’. Kadınlar ekinleri biçerken bir yandan da erkekler at arabalarına ekinleri yükler ve çocukları önlerine katarak köye sefer yaptırırlar. Özellikle gençler ve çocuklar için en lüks arabaya binmekten daha zevklidir bu yolculuk, taşlıdır, diktir, bazen de yol çok dardır ama zevklidir. Ekinler, köye taşındıktan sonra harmanlara yakın yerlere yığınlar halinde istiflenir ve üzerleri örtülür.

Sıra ekinin harmanda koşulmasına (dövülmesine) gelmiştir. Harman öncesi ekinin iyice kuruması sağlanır. Kurumuş ve dövülmeye hazır saplar harmana serilir ve yine patoz girer devreye. Patozun dönme işi harman çıkana kadar devam eder, ta ki buğdayın danesi ayrılıp, saplar saman kıvamına gelinceye kadar. Bu günlerde hiç yağmur yağsın istenmez.

Danesi ayrılan buğday çuvallara doldurulur ve un değirmenlerine gönderilerek buğday dövülür. Dövülen buğdaydan çıkan un, Yeşilköy’lü emekçi kadınların elleri ile yaptıkları tandırlarda yine kadınların eli ile pişirilerek soframıza gelir.

 

Haber-foto:Ali doğru

Share
781 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+7 = ?