Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal iken, pireler berber iken… Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, Anadolu’nun kalbinde, Asi’nin nazlı kıvrımlarıyla süslü, toprağı bereket, rüzgarı tarih kokan bir diyar varmış. Bu diyarda su; sadece bir temizlik aracı değil, canı olan, ruhu olan, duyduğunu unutmayan kadim bir bilgeymiş.

Günlerden bir gün, insanoğlu bu bilgenin sesini unutmaya, onun bin yıllık yatağına kilit vurmaya niyetlenmiş. Amik’in aynası olan gölü kurutmuş, Asi’nin mendereslerini cetvelle çizilmiş soğuk kanallara hapsetmiş. “Ben bilirim,” demiş insanoğlu, “doğaya hükmederim.” Oysa su, geçtiği yolu, içtiği toprağı hiç unutmazmış. Betonla boğulan, yatağı değiştirilen her zerre, derin bir nefes alıp sırasını beklermiş.
Derken bir bahar vakti, gökyüzü hüzünle ağlamaya başlamış. Yağmurlar dinmemiş, taşkınlar kapıya dayanmış. Doğa, depremle sarsılan yorgun gövdesini doğrultup gür bir sesle haykırmış: “Bana yerimi geri ver!”

Eskilerin Hikmeti ve Kaybolan İmece
Oysa çok değil, bir masal ötesi zamanda; mahallenin bilgeleri kış kapıyı çalmadan toplanır, dere boylarını, arkları el birliğiyle temizlermiş. Bu bir temizlik değil, doğaya sunulan bir saygı nişanesiymiş. Şimdilerde ise o doğal yolların üzerine koca koca binalar dikilmiş, suyun gidecek yeri kalmamış. Su da bakmış ki varlığı kutsanmıyor, evlerimize bağ ve bahçelerimize “sahibi” olarak girmeye karar vermiş.
Geçen yıl kavurucu sıcaklarda bir damlasına hasret kaldığımız o “mücevher”, şimdi dengesini yitirmiş. Ya hiç gelmiyor ya da her şeyi yıkıp geçecek kadar sert esip gürlüyor. Çünkü biz, doğanın o yumuşak yastıklarını, tamponlarını kendi ellerimizle söküp atmışız.
Şehri Yeniden Kurmanın Sırrı
Şimdi bu kadim topraklarda, Samandağ’dan Amik’e kadar uzanan o büyük enkazın ortasında yeni bir hikaye yazma vaktidir. Yetkililere ve bu toprağın evlatlarına düşen görev, sadece taş üstüne taş koymak değildir. Suyun hakkını suya, toprağın hakkını toprağa teslim etmektir:
Havzayı Bir Görmek: Samandağ ve Asi bir bütündür. Suyu beton kanallara hapsetmek yerine, toprağın altına sızacak doğal yollar açılmalıdır.
Yatakları Özgür Bırakmak: “Su yatağında akar” sözü, bu masalın en büyük kanunudur. Dere yataklarındaki işgal bitmeli, suyun yayılacağı ovalar ona geri verilmelidir.
Sünger Şehirler Kurmak: Şehirlerimiz suyu iten bir zırh değil, onu emen bir sünger gibi olmalıdır. Parklar ve bahçeler, yağmuru bağrına basacak şekilde tasarlanmalıdır.
Depremle Barışık Hidroloji: Yer sarsıldı, suyun yolu değişti. Şimdi bu yeni haritaya göre, suyun ve toprağın sesini dinleyerek inşa etme vaktidir.
Masalın Sonu
Gökten üç elma düşmüş; biri doğanın sesini duyanlara, biri toprağa saygı duyanlara, biri de suyun hakkını teslim edenlere… Unutmayalım ki, büyüklerimizin dediği gibi: “Suyla şaka olmaz.” Eğer biz ona hürmet etmezsek, o hakkını canla, malla geri alır.
Yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldırırken sadece binaları değil, doğayla olan kadim sözleşmemizi de yeniden kuralım. Suyun yoluna, geçmişin tecrübesine ve toprağın hafızasına kulak verelim ki bu masalın sonu hepimiz için mutlu bitsin.
Ümit Dadük Sağaltıcı



2500 KM BİTTİ, SAMANDAĞ GİRİŞİNDE 2 LASTİK GİTTİ!
Gece Sürüşü “Işkenceye” Dönüştü: SÜRÜCÜLER STANDART DIŞI LED FARLARA ÇÖZÜM BEKLİYOR
KARAÇAY BARAJI’NDA KRİTİK EŞİK: KURAKLIKTAN TAŞKINA BİR HAFTA!
SAMANDAĞ’DA OKUL YOLU “GÖL” OLDU: ÖĞRENCİLER MAHSUR, VATANDAŞLAR TEPKİLİ!
BAŞKAN GÜMÜŞOĞLU’NDAN, ESNAFA BÜYÜK BULUŞMA ÇAĞRISI
YAKUP HAVARE:”BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN”