logo

reklam

SERHAT ÇAKIN’DAN “HAFTALIK” DEĞERLENDİRMELER: 20-27 EKİM 2018

1- Türkiye’ye yabancı kredi kuruluşları tarafından dolar üzerinden verilen kredilerin faiz oranları arttırıldı.

Ekonomik krizin de etkisiyle daha önce % 5, %5,5 oran dış borç kredi faiz oranları % 7, % 7,5’ a çıkarıldı.

Bu uygulama, Türkiye’deki ekonomik krizin ve bu krize eşlik eden siyasi olumsuzlukların bir göstergesidir.

Yabancı finans kuruluşlarının dolar üzerinden Türkiye’ye verdikleri bu kredilerin faiz oranlarını arttırmaları Türkiye’nin dış borç yükünü de dışa bağımlılığını da arttıracaktır.

*******

2- AKP-MHP arasındaki Cumhur İttifakı her iki tarafın yaptığı açıklamalarla eski etkisini yitirdi.

Yerel seçimlere dönük olarak bu ittifak sona ererken, yerel seçimler dışında resmi olarak ve şeklen sürdürülmektedir.

Zira Af Yasası, Ulusal Ant, Emeklilik Yasa Tasarısı ve yerel seçimlerle ilgili çalışmalar ve görev paylaşımı ile ilgili anlaşmazlıklar ve kimi zaman yaşanan şiddetli tartışma ve kavgalarla bunların yol açtığı güvensizlikler, bu ittifakın zayıflayıp eski önemini kaybetmesine ve yerelde ortadan kalkmasına neden oldu.

Öte yandan Melih Gökçek’in Ankara’da MHP’ den belediye başkanı adayı yapılacağına dair söylem ve çalışmalar AKP ile MHP arasındaki yerel seçimlere dönük rekabet ve çatışmayı daha da arttıracaktır.

Ancak bütün bunlara rağmen her iki tarafta ittifaka resmen ve tamamen son vermedi.

Bunun en önemli nedeni her iki tarafın da bu ittifaka hala ihtiyaç duyması ve zor duruma düştüklerinde onu kullanmak istemeleridir.

Nitekim AKP Hükümeti meclisteki çoğunluğunu sürdürmek, MHP Yönetimi de İYİ Parti’nin muhalefetine karşı ayakta kalıp meclise girip mecliste yerini alabilmek için bu ittifaktan yararlanmaktadırlar.

********

3- HDP’ den Sezai Temelli, Cumhur İttifakı’nın yerelde sona erip eski önemini kaybetmesi üzerine AKP Hükümeti ve cumhurbaşkanına çağrıda bulunarak barış ve müzakere masasının yeniden kurulabileceğini açıkladı.

Son üç yılda meydana gelen gelişmeler, AKP Hükümeti ve sarayın demokrasiden uzaklaşarak faşizan bir yönetime yönelmesi ve Kürt Sorununda takındıkları şiddet politikaları ve HDP’ ye yönelik baskıcı tutumları dikkate alındığında böyle bir yaklaşımın ilkesiz ve tutarsız bir yaklaşım olduğu bir gerçektir.

Bu tutum, bu partiye bir yarar sağlamayacağı gibi ona olan güveni de azaltacaktır.

Her şeyden önce Kürt Halkının tepkisini çekecektir.

Buradan da anlaşılacağı gibi HDP’ de hala açılım konusunda AKP ve saray ile anlaşılabileceğini düşünen kesimler vardır.

*******

4- Milli Eğitim Bakanı geçenlerde yaptığı bir açıklamada eğitimin krizde olduğunu, öncelikle eğitimi bu krizden çıkarmaya çalıştıklarını söyledi.

Ancak bu açıklama AKP Hükümeti 16 yıldan beri ülkeyi yönetmiyormuş da sanki yeni iktidara gelmiş izlenimi doğuruyor.

Oysa 16 yıldan beri iktidarda olan AKP Hükümeti eğitimdeki sorunların, gericileşmenin, eğitimi paralı bir soygun düzenine çevirmenin ve yıkımın en büyük sorumlularından biridir.

Bu sorumluluk AKP bünyesindeki tüm Milli Eğitim Bakanları için de geçerlidir.

Eğitim de yaşanan sorunlar bugün de yaşanmaktadır ve bu sorunların güçlü etkisi ve eğitimin kötü durumu bizzat hükümetin bakanının ağzından da dile getirilmiştir.

*******

5- Ekonomik krizin faturası işçilere çıkarılmaya devam ediliyor.

Borusan’da 70 işçi işten çıkarılırken, PETLAS’ ta üzerinden 10 gün geçmesine rağmen işçilerin ikramiyeleri yatırılmadı.

Bu durum bankalara kredi borcu olan işçileri zor duruma sürüklemiş bulunuyor.

*******

6- Hastanelerde hastane yönetimleri yasal olmamasına rağmen kimi hastalıkların tedavisi için fahiş fiyatlar talep ediyorlar.

Bunun en son örneği Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşandı.

Burada hastalardan SGK’ nın karşıladığı bir ilacın enjeksiyonu için 100 TL. bağış isteniyor.

Bağışta bulunmayanlara iğne yapılmıyor.

Bu ve benzeri uygulamalar insan hayatının ve sağlığın bir ekonomik kazanç kapısı bir meta haline getirilmesinin bir sonucudur.

Bu gelişme, kapitalizmdeki tekelleşme ile birlikte ülkemizde çürüme ve yozlaşmanın ne boyutlara ulaştığını açıkça göstermektedir.

Devlet hastanelerinde bile sağlık hizmeti iktisadi bir meta haline gelmektedir.

******

7- CIA Başkanı Türkiye Cumhurbaşkanı’nı Suudi Arabistan’ın veliaht prensi hakkında daha fazla bilgi açıklamaması konusunda uyarıp tehdit etti.

Bu tehditlerin sonucu olarak sarayın veliaht prens hakkındaki açıklamaları sınırlı kaldı.

Zira CIA’ nin yeni başkanı Kanal İstanbul Projesi’nde yapılan yolsuzluklar hakkındaki bilgileri de yanında getirdi.

Eğer bu açıklamalar yapılsaydı; sarayın adının da muhtemelen karışmış olduğu bu yolsuzluklar da açıklanmış olacaktı.

Öte yandan güvenilir bir İngiliz Gazeteciden alınan bilgilere göre Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin İran’a karşı İsrail ve ABD ile birlikte hareket ettiği ve onların bölgesel politikalarını desteklediği için ABD tarafından üzerine fazla gidilmesi istenmiyor.

Öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın ise uzun yıllar Suudi Yönetimi ve güvenlik görevlileri ile olan köklü ilişkileri nedeniyle temiz biri olmadığı ve demokratik bir yönetimi de savunmadığı açıklandı.

Bu gelişmeler, bu gazetecinin bazı bilgileri açığa çıkaracağı için ve Suudi Yönetimi’ndeki kimi kliklerle olan anlaşmazlığı ve bu kliklerin birbirleriyle mücadeleleri sonucu öldürüldüğü izlenimini doğurmaktadır.

CIA Başkanı’nın yaptığı açıklamalar da Amerikan Yönetimi’nin bu cinayeti bildiğini ve tüm yönleriyle aydınlanmasını istemediğini ortaya koyuyor.

Çünkü bu cinayette kendi yönlendirmesinin de olduğu pek muhtemeldir.

*******

8- ABD Yönetimi geçen hafta yaptığı açıklamalarda nükleer silahsızlanma anlaşmalarından çekileceklerini açıklayarak Rusya’ya karşı örtülü bir tehditte bulundu.

Bu durum Rusya Yönetimi tarafından tepkiyle karşılanırken, NATO’da Norveç’te Rusya’ya yönelik geniş katılımlı bir tatbikata başlıyor; Rusya ise buna silahlanmayı arttırarak ve topraklarına NATO’nun Füzelerini yerleştiren Avrupa Ülkelerinin hedef alınacağını söyleyerek cevap verdi.

Öte yandan üst düzeyde emekli bir Amerikan Generali ise önümüzdeki 15 yıl içinde Çin’le bir savaşın olasılığının çok yüksek olduğunu söyledi.

Öte yandan daha önce de Amerikan Ordusu’nda yapılan bir anket sonucu askerlerin yarısının yakın bir gelecekte ABD’nin büyük bir savaşa gireceğine inandığı ortaya çıktı.

Bu gelişmeler, ABD Yönetimi’nin büyük bir savaşa hazırlanmakta olduğunu gösterdiği gibi bu ülkede militarizmin de egemen sınıflar, sermayenin en gerici unsurları tarafından da desteklendiğini ortaya koyuyor.

Çin’e karşı takınılan bu tutum Çin’in ekonomik ve teknik alanda sağladığı gelişme ve ilerlemeyle ABD’nin dünya üzerindeki egemenliğini zayıflatması ve Amerikan Ekonomisinin üstünlüğüne ve hâkimiyetine son vermekte olmasıdır.

Nitekim yakın gelecekte Çin, dünyanın en büyük ekonomisi olarak ABD’yi geçecektir.

Serhat ÇAKIN

 

Share
45 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+9 = ?