logo

reklam
09 Ağustos 2017

VAKIFLI’DA BAYRAM VAAAR…

 

 

Bu hafta sonu (12-13 Ağustos) Samandağ’da olmanız için iyi bir nedeniniz var..

Kardeşlik Sofrasında Üzümü Kutsamak
VAKIFLI’DA BAYRAM VAAAR…

Aşken anavnıtMayrum (Kız senin adın Meryem)
Hele hele Ninnoye
Der ınziteus mı eyrun (Vereyim sana bir tas ayran)
Hala halaninnaye
Aşken anavnıtŞuşan (Kız senin adın Şuşan)
Hele hele ninnoye
Madnes udum ki nişan (Yüzüğümü vereyim sana nişan)
Hala halaninnaye
“Yöresel Ermeni halk şarkısı. Bu şarkı doğaçlama yoluyla söylenir. Uzunluğunu söyleyen veya ortamdaki topluluk belirler.”
Yazı ve Fotoğraflar: İsmail Zubari..

Ey Vasi; sana daha önce defalarca bizim yörenin kültüründen, gelenek ve göreneklerinden, bayramlar veya inanç sistemlerinden bahsettiğim konular oldu. Bunlar bizim toprakların gerçekliği ve zenginliğidir. Burada amaç başkalarını yargılamak değil, bu kültürel zenginliğin tadına varmaktır. Zaten bu farklılıklar olmasaydı Samandağ herhalde tekdüze, felsefi ve sosyal açıdan fakir, can sıkıcı bir yer olurdu diye düşünüyorum.
Ağustos ayında Hıristiyanlığın önemli bayramlarından “Meryem Ana Bayramı” kutlanır. Samandağ’da Ermeniler, Arap Hıristiyanlar ve Arap Alevileri de bu bayramı kutlayan farklı kesimlerdir. Arap Alevilerinin inançlarında ilk çağ insanlarından günümüze kadar insanlığa hizmet etmiş olanların kutsiyeti kabul edilir. Buna paralel olarak üç semavi dinin kabul ettiği peygamberler de aynı şekilde kutsaldır. Ancak bunlar son tahlilde Hz. Ali’de birleşmiş onda vücut bulmuşlardır.
Her yıl 15 Ağustos günü Meryem Ana Bayramı olarak kutlanır. Arap Hıristiyanlar ve Aleviler aynı günde kutlarlar. Ancak Ermenilerin bir farkı var ki o da şudur. Buradaki Ermeni vatandaşlarımız bayramı mutlaka Pazar gününe denk getirirler. Buradaki amaç bu tatil gününde mümkün olan herkesin katılımını sağlamaktır diye düşünüyorum. Zaten geçmişte de bazı din adamlarına sorduğum zaman buna benzer cevaplar almıştım.
Aslında Meryem Ana Bayramı bir yas günüdür. Çünkü bugün Hz. Meryem’in vefatı ve göğe yükselişinin yıl dönümüdür. Böyle bir günü şenliklerle kutlamak sana ters gelebilir. Ancak karşı görüşe göre göğe yükselmek “Cennet-i Ala”da yer almak en büyük ödüldür. Dolayısıyla buna üzülmek değil, sevinmek gerekir. Bunları bilesin diye anlatıyorum. Yoksa insanların inançlarını sorgulamak ve başkalarını yargılamak haddim değildir.
Neyse konumuza geri dönelim. Bugün sana Vakıflı köyünde yaşayan insanlarımızın bayram kutlamasını anlatmak istiyorum. Bayramdan bir gün öncesinde hazırlıklar başlar. Kurbanlar kesilir, buğday ayıklanır yıkanır ve ertesi gün dağıtılacak Herise için kazanlar hazırlanır. Bu kazanların altı gece yakılacaktır. Bu kazanlar sabaha kadar yani Pazar günü sabahına kadar kaynar ve belli bir süreden sonra uzun tokmaklarla dövülür. Taa ki etle buğday birbirine kaynaşana kadar sürer bu işlem. Burada yedi kazan olmasına özellikle dikkat edilir. Çünkü bu kazanlar Musa Dağından göç etmiş diğer altı köy için de kaynar. Bu dünyadan göç etmiş ataların ruhu ve dünyanın dört bir tarafına yayılmış vatan hasreti çeken Ermenilerin anısı ve yüzü suyu hürmetine pişen heriseler dağıtılır. Cumartesi günü bu hazırlıklar yapılırken diğer taraftan akşam yapılacak şenlikler için ayrı bir telaş yaşanır. Bazı yıllar yerli, bazı senelerde yabancı gurupların da sahne alarak hünerlerini gösterecekleri, davulların, zurnaların çalınacağı, insanların oyun becerilerini göstereceği zamandır artık. Burada Türkçe Ermeniceye, Ermenice Arapçaya karışır. Herkes yaşadığı toprağın zengin nimetini yaşamaya odaklanmıştır. Burada nefret dili yoktur, ancak ve ancak sevgi dili vardır. Eğlenceler gece yarılarına kadar sürer. Çoluk çocuk herkes kendine göre bir pay almıştır geceden.
Ertesi gün dini ayinlerin yapıldığı ağır başlı bir hüviyete barınır bayram. Bugün önce kilisede daha sonra kilise bahçesinde yapılan uzun ritüeller vardır. Son aşamada bahçede kurulu bir masaya olgun üzümler getirilir. Papaz veya görevli bir din adamı ilahiler eşliğinde bazı dini ayetler okur. Ayin bitince üzümleri misafirlere ikram ederler.
Şimdi burada duralım ve biraz geriye gidip sana bir insanı hatırlatmak istiyorum. Vakıflı’nın efsane papazı Serope’i anlattığım hikâyeyi hatırlarsın. Hani şu hayatın neredeyse tüm acılarını yaşamış ama hala iyimser, latifeci özelliğini kaybetmemiş o bilge insanın olaylara nasıl farklı yaklaşım sergilediğini anlatmıştım. O bir din adamıydı ama aynı zamanda bir bilim insanıydı. Dinin akla aykırı yorumlarını kabul etmez bunları deli saçması kabul ederdi. Örneğin “siz kadını binlerce yıl içeri tıkarsanız tabi ki yarım akıl olur. Erkeği 50 yıl içeri tıkın bakalım akıl kalıyor mu?” diyebilecek kadar insani ve gerçekçi bir insandı.
İşte bu Serope’ye bir gün üzüm kutsamasının anlamını sormuştum. Bana gülerek şunları söyledi. İsmail, eskiden fakir fukaralık vardı. İnsanların geçim kaynakları sınırlıydı. Bağ yetiştiriciliği yapan insanların üzümlerini satana kadar koruması gerekiyordu. Ne yapsınlar ne etsinler işte böyle bir şey icat ettiler. Üzüm kutsanana kadar “ulan kerata, bak bayramdan önce yersen günaha girersin” diye çocukları korkuttular. Zaten 15 Ağustos’a kadar üzümlerin neredeyse tamamı toplanmış olur bizim bu yörede. Ondan sonra ne kadar yiyebilirsin ki? Böyle bir çözüm bulmuşlar işte.
Ey Vasi; bir gün gel de şu kardeşlik sofrasında birlikte oturalım. Hani bilirsin ünlü yazar DidoSotiriyu’nun meşhur bir romanı vardır. “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” diye. Orada kurtuluş savaşı döneminde Anadolu’da yaşanmış trajedileri ele almıştı. Okuyalı 20 senenin üzerinde oldu ama şu meşhur cümleyi hala hatırlıyorum. Sanırım roman kahramanının dilinden söylüyordu. “Benden selam söyle Anadolu’ya kör Mehmed’in yeğeni. Benden selam söyle anadolu’ya! Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin… Ve bizi birbirimize düşüren cellatların Allah bin belasını versin.”
Yüreği sevgiyle dolu herkese bu sofrada yer vardır… İsmail Zubari

 

Share
328 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+9 = ?