logo

reklam

SİZ CANİ DEĞİLSİNİZ! ONLAR SİZİ BU UYUŞTURUCU BELASINA MAHKUM ETTİ!

Salim Diyap

 

Toplumda ahlaksızlar var diye toplum bozulmaz,

toplum bozuk diye içinden ahlaksızlar  üretir.

Bu ilçenin yoksul insanı, Hint Kenevirini cani veya katil olduğu için ekmedi.

Hint kenevirini Samandağlı-ya siz  zoraki ektirdiniz.

Topluma muktedirleri model sunarak, cadde isimlerini dahi zengin isimleriyle belirleyerek, siyasette zengin adayları partinizde baş tacı yaparak, zengin olmayı hayatta tüm değerlerin üstüne taşıyarak, yoksul insana insan gözüyle bakmayarak… Samandağlı yoksul insanın kanına girdiniz..

Samaandağın yoksul insanı, sizlerin saygı duyduğu, önünde çeket iliklediği insan tipinden olabilmek için , yani en kısa yoldan zengin olmak için, bu Hint keneviri denen lanetlik uyuşturucuyu ekmek durumunda kaldı. Çünkü biliyordu ki bu düzende en kısa yoldan zengin (“saygın”) insan olmanın yolu buydu…

Evet  sevgili Samandağlılar, siz o tabiatınıza aykırı değer yargılarının kurbanı olmuşsunuz ama bundan bihabersiniz!

Bugün Samandağ sokakları uyuşturucu kullanan gençlerden geçilmiyorsa bunun tek sebebi sizlerin cani ruhlu olmanız değil, parayı bir değer olarak görüp benimsemenizdendir.

İşsizliği üretenler, sizleri suudi arabistan çöllerine mahkum edenler, okumanın önüne maddi barikatlar dikneler, siyasetle, emleket meseleleriye uğraşmanızı istemeyenler … işte bunlar sizleri bu uyuşturucu belesına yönlendirenlerlerdir.

Çünkü onlar size paralı olmayı yani maddi zenginliği bir değer olarak kabul ettirdiler.

Peki bu tabloya sebebiyet veren paraya endeksli değer yargılarınızı  sorgulama zamanı gelmedi mi?

Bu rezillikten; parayı ve para sahiplerini tolum için bir değer olarak görmekten vazgeçmediğiniz sürece kurtulumayacağınızı bilmiyor musunuz?

Paranın esaret olduğunu, sömürü olduğunu, siyasette kirlilik olduğunu, vijdansızlık olduğunu, acımasızlık olduğunu, uyuşturucu olduğunu, insanı hayvanlaştırdığını … Ne vakit öğreneceksiniz?  Kısa dönem içinde çok şey yapamayacak olsanız da gelin hiç olmasa siyasi seçimlerinizde paranın tahakkümünü yıkın!

Unutmayın ki sermaye kendinde olanı kutsar. Bu kutsadığı şeyi sizlere de kutsal bir değer olarak sunar, dayatır.

Sokaklarınızın ismleri zengin insan isimlerile donatılırken sizlere bir mesaj veriliyordu. Bu mesaj “parası olan değerlidir”  mesajıydı. Üstelik bu mesaj yanlız sokak ismileri verilirken verilmiyordu. Hayatın her alanıda sermayenin taleplerini öncelikli kılan projeler üretilirken de aynı mesajlar verilimekteydi. Sizlerin toplumda istediğini yapabilen kişiler olmanız için vatandaş olmanız yetmiyor. Ayrıca sermaye sahibi olmanız isteniyordu.

Melsela; devlet erkanının nazarında vergi rokortmenlerinin çok değerli olduğunu biliyor ve görüyordunuz.

Milletvekili seçilirken de adaylardan bir servet istediğini…

Belediye başkanı seçilirken de …

Sermayedarsanız potansyel adaysınız, değilseniz seçmen olduğunuz dahi kuşkulu.

Sadecde bu mu?

Elbette ki hayır!

Toplumda sözü dinlenir saygın bir insan olabilmek için de benzer şeyler istenmiyordu.

Paranız kadar, otomobiliniz kadar, içinde yaşadığınız eviniz kadar, işinizin getirisi kadar…. Kısacası kazandığınız ,tükettiğiniz kadar değer görüyorsunuz.

Sistemin yaptığı bu dayatmaları red etmek yerine onun bu beklentilerini hoş gördüğünüz, o beklentileri karşılamaya çalıştığınız günden beri başınız beladan kurtulmadı!

Siz cani değilsiniz!

Sizler sistemin saygı duyduğu bir insan olmak için, sizleri gördüklerinde önlerini ilikleyip “buyrun beyefendi emriniz nedir”? Demelerini beklediniz için o uyuşturucuyu ektiniz sattınız.

Çünkü iyi biliyordunuz ki; onların temsil ettiği bu sistem,  sadece zenginseniz size değer verir.

İşte değiştirmeniz gereken değer yargısı tam da budur. Özünde değişmesi gereken sadece değer yargıları da değildir. Bu değer yargılarını üreten çöplüktür.

Peki nasıl değişeçek?

Bu toplum yıllarca ahlak vaazlarıyal, artırılan cezalarla değiştirilmeye çalışıldı.  Oysa hiç bir toplum ahlak vaazlarıyla düzelmez. Bu ahlak vaazları binlerce senddir dinletiliyor, dini ayinlerde dinletiliyor, asayiş toplantılarında dinletiliyor, filimler de tyatrolarda … dinletiliyor.  Caydırıcı olması beklenen ağırlaştırılmış cezalar binlerce senedir uygulanıyor. Öylesine ki idam hükmü veren ülkeler dahi var.

Peki sonuç ne?

En çok uyuşturucu kulanan toplumlar onlar değil mi?

Elbette ki onlar!

Çünkü ceza ne kadar ağırlaşırsa malın değeri o kadar artar!

Malın değeri artığı müdetçe o işten zenginleşmek de o kadar kolaylaşır.

Yani vaazlara rağmen, ağırlaştırılmış cezalara rağmen adaletsiz ekonomik sosyal, siyasal ilişkilerin ürettiği bu çirkeflikler devam ediyor.

Dolayısıyla bir sorunu çözmek için o sorunu üreten kaynağa odaklanmak gerekiyor.

O sorunun kaynağı nerdeyse onu bulup kurutmak gerekiyor.

Bu toplumda değer yagısına dönüşmüş olan adaletsizlikler sürdüğü müdetçe bu dejenerasyon da devam edecektir.

Bu beladan kurtulmanın yolu; ekonomik eşitsizlikleri ortadan kaldırmaktan geçiyor, parayı bir değer olarak görmemekte yatıyor.

Bu belalardan kurtulmanın yolu, ahlak vaazları veya ağrılaştırılmış hükümler değil. Pisliği üreten kaynağı kurutmaktır! Yani bu toplumda köklü siyasal sosyal, ekonomik dönüşümlerle adil bir paylaşım ortamı sağlamaktır. Toplumun değer yargılarını yeniden dizayn etmek ve onarmaktır.  Tabi bunu yaparken değer yargılarının toplumun sosyal yapısında nasıl ve ne sebeplerle evridiğine bakmaklala yükümlüğüz. o sebepleri tespit edip onların yerine yeni sosyal, siyasal ekonomik ilişkler ağı kurmakla bu sorunu çözebiliriz.   Bu alanda da yeni şeyler üretmek, yeni ahlak vaazları üretmek demek değildir.

bir parti mensubuysanız o partinin ne tür amaçlar için mücedele ettiğine iyi odaklanın.

Eşitlik için ne diyor?

Ataletin eşitlikle bağını oluşturabilmiş midir?

Mülkiyete ve sınıflara bakış açısı nedir?

Bu iş elimize bir bildiri alıp insanları uyuşturucu belasına karşı uyarmakla olmuyor!

Toplumu bu uyuşturucuya zorlayan nedenler nedir?

Nerde ve neden ürmektedir?

Bu sorulara cevap bulmadan çözüm üretmeyen çalışanların kendisi çözümsüzdür. öz itibariyle faarklı bir uyuşturucunun kurbanıdırlar.

O uyuşturucu da bir çeşit hipnoz gibi insana yerli yersiz seyler söyletip yazdırabilir.

Anlayacağınız bu ahlaksızlıkları üreten sistem değişmediği  müddetçe siztem çocuklarımızı elimizden almaya, çocuklarımızın kanıyla beslenmeye  devam edecektir.

Evet siz cani değilsiniz! sadece sistem sizleri kendine benzetmiş bulunuyor. siz onun sizden istediklerini yerine getiriyorsunuz!

Siz uyuşturucu satarak bu işi yaparken onlarda sizlere ahlak vaazları vererek aynı şeyi (sistemin istediğini) yapıyor.

Ama çıkış yolu var!

Siteme teslim olmayın!

Olur olmaz her insanı veya her şeyi özellikle mülküyeti bir değer olarak görmeyin.

Ahlaksal değerlerinizi üretirken çağa ,insana yakışır alanlardan üretmeye gayret edin!

Eşitlikçi olun bunu için zengine değil yoksula ayrıcalık tanıyın.

Evet ünlü bir şaiirn dediği gibi

“Biliyorum ki ben,

Ruhumdan akıp gelmek isteyen düşünceler

dışında,

Hiçbir şeye sahip değilim.

Biliyorum ki ben,

Tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci tattığım

anlar dışında,

Hiçbir şeye sahip değilim.”

O mutluluğumuzu üreten çocuklarımızı elimizden alan bu siteme baş eğmiyorum ve pisliğin mayası olan mülkünüzü bir değer olarak görmüyorum, görmeyeceğim de!

 

Share
341 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+9 = ?