logo

reklam

NURİYE GÜLMEN, SAMANDAĞLIYA SELAM İÇİN İLÇEMİZDEYDİ

    

Eğitim – Sen Hatay Şubesi’nin bir daveti üzerine ilimize gelen Akademisyen Nuriye Gülmen, ilimizde gerçekleştirdiği ziyaretler kapsamında gezi şehitlerinin aileleri ile de görüştü. gülmen, ‘çok sıcak çok samimi karşılandım. Herkese teşekkür ediyorum’dedi.

 

Eğitimci Nuriye Gülmen ile oturma eylemiyle başlayan hak arayışı sürecinde bugüne kadar yaşananları derledik. İlçemiz halkına ve en önemlisi kendilerini destekleyen herkese ‘merhaba’ demek için ilçemize gelen Eğitimci Gülmen, bütün yorgunluğuna ve henüz tam iyileşmemiş olmasına rağmen mütevazi bir şekilde görüşme talebimizi kabul etti. Samimi, içten; kendisinin değimi ile ‘Sevgi bir birinin gözünün içine bakabilmek değil, beraber aynı yöne bakabilmektir (Küçük Prens).’ Biz söyleşimiz boyunca hem bir birimizin gözünün içine, hem de aynı yöne baktık. Direnişi konuştuk, barışı konuştuk eeee söz konusu önümüzdeki seçim sürecini de konuştuk. Yazması bizden, okuması sizden. 

“Biz kazandık. Bu kazanılmış bir direniştir.”

15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL’de kamudaki görevlerinden ihraç edilen eğitimci Nuriye Gülmen, hak arayışı oturma eylemi, polis müdahaleleri, gözaltılar, tutuklamalar, cezaevi ve dava süreci gibi evreleri ve gelişmeleri geride bırakarak, Türkiye’de 2017’nin en çok ses getiren isimlerinden oldu.

Kanun Hükmünde Kararnameler’le (KHK) ihraç edilen eğitimcilerin işlerine geri dönmek için sürdürdükleri hak arayışı 9 Kasım 2016’da Gülmen’in Ankara’daki Yüksel Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önündeki eylemiyle başladı. 36 yaşındaki akademisyen Gülmen yaptığı bir basın açıklamasıyla haksız yere görevinden ihraç edildiğini savunarak Selçuk Üniversitesi’ndeki işine geri dönene kadar oturma eylemi yapacağını ilan etti. Polis, Gülmen’in eylemine ve ona destek için toplanan kalabalığa müdahale etti, genç akademisyenle beraber çok sayıda kişi gözaltına alındı. yaşadığı bu zorlu süreci en ince ayrıntısına kadar takip eden Gülmen, Samandağı’ndan Türkiye’ye seslendi. Gülmen, ‘hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum’ dedi.

324 gün açlık grevinde kalan Nuriye Gülmen işlerine iade edilmek için OHAL İnceleme Komisyonu’na başvurmuştu. Aylardır kararı beklenen OHAL Komisyonu, Gülmen işe dönüş talebinin reddedildiğini anlatırken duygulandı.

Göreve iade olmadı, Açlık Grevi neden sona erdirildi sorumuz üzerine Gülmen, “direnişi adım adım büyüttük. Biz direnişimizi çok seviyoruz. Direnişimiz bize özgürlüğümüzü verdi. Bize dayatılan teslimiyeti reddederek, bize dayatılanı kabul etmeyeceğimizi söyleyerek o alana çıktığımız ilk gün özgürleştik. Her geçen gün daha da özgürleştik. Bizim zincirlerimiz yok. Korktuk mu evet korktuk. Ama geri adım atmadık. Bize özgürlüğümüzü geri kazandırdığı için bu direnişi çok seviyoruz.

Bugün anlatmaya ve yaşanmaya değer hikayeler yaratma vaktidir. Zulüm varsa direnmek haktır. Diyerek bu direnişe başlamıştım. Yüksel Direnişi bu direnişin adıdır. Tarih sahnesini boş bırakmamak için gerekirse bir mum olalım. Geleceğin öğretmenleri bugüne baktıklarında gördükleri bir boşluk olmasın. Mücadele eden eğitimciler olsun. Bu direniş onurumuzu korumak için başladığımız bir direnişti. Böyle başladı ve bugüne kadar da böyle devam etti. Direnişimiz başka direnişlere örnek oldu. Başka şehirlerde başka direnişler başlattı. OHAL’in karanlığını yardığı için, ‘Hiç bir şey yapılamaz’ dendiği, vekillerin, gazetecilerin tutuklandığı çok çetin bir süreçte başlamış bir direniş. Bugün sokağa çıkmanın fitilini ateşleyen bir direniş oldu Yüksel Direnişi.

Yüksel Halk Okuluna dönüşmesi hedeflenen direniş şuan kısa kısa derslerle sürüyor. Yüksel direnişini anlatan fanzinler de çıkıyor. 

KHK’lerin hükmünü yerle yeksan etti bu direniş. Bizim televizyonumuz, kanalımız yok nasıl anlatalım bu direnişi demedik. Bir kişiyse bir kişiye anlatalım diye sokağa çıktık. Önce bir kişiye, sonra iki kişiye anlattık. Sonra milyonlara ulaştı bu direniş. Direnişimiz pek çok değeri bize yeniden öğretti. Sevgiyi, sadakati, aşkı, bağlılığı. Bunları biz yeniden tanımladık. Nazife ile, Esra ile yeniden tanımladık. Aylarca her gün oraya iki kez çıkan ve gözaltına alınan Yüksel direnişçileri ile yeniden öğrendik.

AKP iktidarı, iktidarın kullanabileceği tüm araçları kullandı. İçişleri Bakanlığı’nın her türlü imkanları ile saldırdılar. Terörist olduğumuza yönelik açıklamalar varana kadar. Dava devam ederken davayı etkilemeye yönelik açıklamalar yaptılar. Ama bu saldırıların hepsinden güçle çıkmayı bildik. Bu saldırılar bizi yıldırmadı. Mücadeleye başladığımızdan bugüne baktığımızda bugün çok daha güçlüyüz. Bunu direnişimiz sayesinde başardık. Bugün bize kalan bir biz var 530. günde. Biz bu direnişte kendimizi hiç yalnız hissetmedik.  

OHAL Komisyonu işe iade talebimizi reddetti. Yargı yoluna başvuracağız. Bugün direnişimiz devam ediyor. Hastane süreci bitip sağlığımıza kavuştuktan sonra mücadelemiz devam edecek. Bu mücadele biz bitti demeden bitmeyecek. Mücadele etmekten, direnmekten bizi vazgeçiremediler.

Ülkenin içinde bulunduğu süreç için tek çözümün direnmekten geçtiğini ısrarla söylüyoruz. Sandıkta halkın yararına bir şey çıkmayacak. Bu yapılması zor bir tespit değil. Faşizimle yönetilen bir ülkede bir yerde Evet’e bastığınız için sizlere cenneti vaad etmeyecekler. Bu çok ön görülmeyecek bir durum değil. Acun hoca söyleşide çok güzel bir örnek verdi; burada bir çaydanlık var, su var, çay otu var. Ocak ta var ama tek başına çay olmuyor. Sen o çaydanlığı alacaksın suyu koyacaksın çayı demleyeceksin başka yolu yok. Başka türlü olmaz, biz yapacağız yani. Biri çayı getirecek, biri şekeri, biri suyu. Çaya ol demekle çay demlenmiyor. Siz demokrasi isteyeceksiniz, hak ve özgürlüklerinizi isteyeceksiniz bunları bir evet oyu basarak olmuyor yani. Seçimler evet halkı ilgilendirdiği kadar hepimizi ilgilendiriyor ama tek gündemimiz değil. Bizim için tek gündem direniştir. Herkese de tavsiye ediyoruz şiddetle. Bunun bedeli evet çok ağır oluyor ama bedelsizde bir kazanım olmuyor. Bunun yanında yükselde bizim kocaman bir ailemiz oldu. Bugün daha özgür daha mutluyuz. Dünyamız daha büyük geleceğe dar planlarımız daha büyük. Direnişin odağında bir hayat gerçek hayattır bence. Evet, bedeli var ama bedeli ile güzel bir hayat” dedi.

Kendileri ile ilgili, aldığı bilgiye göre 800 bin haber yapıldığını anlatan Gülmen, süreçte destek olan herkese teşekkür etti. Kendisine ölecek gözlüyle bakıldığı süreçlerde bile direnişten vazgeçmediğini anlatan Gülmen, ‘tek kişi de olsan teslimiyeti red ettiğin zaman bütün bir halkı yanına alabilirsin. Herkes bunu gördü. Solun kendini tazelemesi noktasında da önemli bir süreç yaşadık. Ümitsiz olan solun. Direnmenin hakkını koruduk. Değerlerimize saldırıldı, hafızaya saldırıldı, sunu unutturmak istiyorlar bu topraklarda direnenler hep oldu ve hep olcak ama o bu bağı koparmak istiyor. bu süreçle halkın hafızasını yıkıma uğratmak istiyor. Halk şunu hatırlasın bilsin istemiyor, ‘biz direnmek zorundayız, biz direnmeliyiz’ bunu istemiyor. İşte biz bu zincire yeni bir halka olduk. Açılığımızla, bedenimizle olduk ve direnme geleneğini yarınlara devrettik. Esas mesele buydu bizim için. Tarihin sorduğu soruya cevap verdik. Gerisi teferruat aslında. Açlık grevi devam edebilirdi ama en nihayetinde ölüm orucuna çevirmemiştik. O gün sonlandırmayı doğru bulduk. Bugün direnişe devam kararı aldık” dedi.     

İlçemizde gezdiği yerler üzerine Gülmen, Antakya eski evlerinin bulunduğu alanları, Harbiye’yi gezdiğini ama daha çok insanlarla birebir görüştüğünü belirterek; “turistik bir geziden ziyade burada vatandaşlarla temaslarımız oldu. Devrimci aileleri, tutsak devrimcilerin aileleri yanı sıra gezi şehitlerinin ailelerini ziyaret ettim. Antakya’ya gelmek hayalimdi. Ama yükü biraz ağır oldu. Ali İsmail’i ben Eskişehir’de hastanede yatmıştı ben orada ziyaret etmiştim, kendileri ile öyle bir dost paylaşımımız olmuştu. Bir ay boyunca her gün onlarla birlikteydik. Emsal anne ile öyle. Abdocan’ın annesini ilk kez görme fırsatım oldu. Bir taraftan ailelerle olmak çok güzel bir taraftan da yüreğim korlandı. Abdocan’ın, Ali İsmail’in hepsinin odalarını gezdik. Gencecik insanlar ve başka insanlar Antakya birçok devrimci yetiştirmiş. Burada bu kadar devrimci olduğunu bilmiyordum açıkçası. O anlamıyla da Hatay çok hoşuma gitti. Burada duygu yüklendim, öyle söyleyeyim.

Gittiğimiz her yerde bizi çok güzel karşılıyorlar, Ankara’da da öyle, İstanbul’da da bir kaç yere gittim aynı. Çok mutlu oluyorlar sanki böyle içlerinden biri gelmiş gibi, kırk yıllık dostunu görmüş gibi sarılıyorlar. Antakya’da ben bunu çok hissettim; sanki evlatlarının başına bi şey gelecekmiş ve gelmemiş gibi seviniyorlar” dedi.

Aileniz size tamam yeter buraya kadar vazgeçin dedi mi? sorusu üzerine Gülmen, “annemin evet bu sızlanmaları oldu. Hatta ‘yeter daha ne olacak tutuklandın da, daha davalar sürecek falan’ dediğinde ben bir ara bana bunu söyleyecekseniz yanıma gelmeyin dedim. Tabi annem çok üzülüyordu, ama bana üzüntüsünü göstermemeye çalışıyordu. Benim moralim bozulsun istemiyorlardı. Devam etmemesini istiyorlardı ama bana yansıtmamaya çalışıyorlardı. Hatta bir ara babam ‘siz ne yaparsanız yapın o kararından vazgeçmeyecek’ dedi. Yani bu konuda bana çok bir baskıları olmadı. Beni üzecek bir şey yapmadılar” dedi.  

Konuşmasının sonunda halkın örgütlenmeye önem vermesi gerektiğini beyan eden Gülmen, ‘halklar safları sıklaştırmalı. Bunun tek reçetesi bu. Tek bildiğim ülkenin seçimlerle bu karanlık ortamdan çıkamayacağı” dedi.

Nuriye Gülmen Kimdir; 1982’de Kütahya doğdu. Üç kardeşler. Üniversiteye dek Kütahya’da okudu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu.

2006-2009 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı bölümünde yüksek lisans eğitimi aldı.

2012’de Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) kapsamında Konya Selçuk Üniversitesi’ne yerleşti, aynı yıl Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde görevlendirildi. 2012 Mayıs ayında siyasi suçtan yargılandığı bir davadan 109 gün Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutuklu kaldı. Daha sonra bu davadan beraat etti.

“Nazım Hikmet’in Ferhad ile Şirin ve Yusuf ile Menofis Oyunlarında Toplumcu Gerçekçilik Bağlamında Yeniden yazma” başlıklı yüksek lisans tezini 2 Şubat 2015’te tamamladı.

Yüksek lisans tez çalışmasını tamamlamış olmasına rağmen azami süre içerisinde yüksek lisans eğitimini tamamlayamadığı gerekçesiyle ilişi kesildi. Eskişehir İdare Mahkemesi’nde açtığı davayı kazandı ve işine dönmeye hak kazandı.

Eylül 2016’da göreve döndükten bir gün sonra hakkında “FETÖ-PDY (Fetullahçı Terör Örgütü- Paralel Devlet Yapılanması)” iddiasıyla açılan soruşturma gerekçe gösterilerek görevden uzaklaştırıldı.

9 Kasım 2016’da “İşimi istiyorum” pankartı ile Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları anıtı önünde eyleme başladı.

6 Ocak 2017’de yayınlanan Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında ilan edilen 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi.

Çevirisini yaptığı Franz Kafka’nın “Milena’ya Mektuplar” ve Herman Hesse ve Thomas Mann’in “Mektuplar” kitapları Timaş Yayınları’ndan çıktı. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası üyesi.

Haber-Foto: Ümit Sağaltıcı

Share
148 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+6 = ?