logo

reklam

İŞİMİZ ZOR, GERÇEKTEN ZOR BE KARDEŞİM!


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

 

Basın ve yayında emeği olan gerçek emekçileri saygıyla selamlıyorum…

Basın Mensuplarının ülkemizde yaptıkları işin ne denli zorlu olduğunu haber almakta ne kadar zorluklarla karşılaştıklarını milletçe müşahede ediyoruz.

Ne yazık ki el kol bağlı izleyenler olarak belki de hiçbir şey yapamamanın çaresizliğinde sadece üzülüyoruz, ancak yetmiyor.

Hepimiz günün belli saatlerinde haber izler gündemi takip etmeye çalışıyoruz. Yazılı yada görsel basından  öğrendiklerimiz bizlerin rahatça koltuklarında otururken sunulanlar, sahip olduğumuz rahatlık kadar kolay elde edinilen haberler değil.

Her işin zorlukları var. Her iş emek ister fakat eğer çalışana saygı esas olursa haber yapmaya çalışan basın çalışanları da bu kadar hırpalanmayacak örselenmeyeceklerdir.

En zor şartlar altında yapılan röportajlar, insanların çaresiz zamanlarında, acılı anlarında, savaşlarda, depremlerde, kazalarda kısacası her yerde olmak zorunda olan bizlere yaklaşımlar hiç de işini yapmaya çalışan insana duyulan saygıyla eşleşmiyor.

Kendisinin görüntülenmesini istemeyen sarhoş, yaptığı kazayı örtbas etmek için ‘çekme o kameranı kırarım’ derken maalesef kameramanın kendisini koruyacak kadar bile zamanı kalmıyor.

Kamuoyunu bilgilendirme, haber verme, toplum bilincini güçlü kılma gibi birçok görevi üstlenen bizler çok zaman yel değirmenleri ile kavga eden Donkişot kadar çaresiz kalıyoruz.

  

Habercilerin haber alma yolları böyle zorbalıkla böyle saygısızca kesilmeye devam ederse kısa bir zaman sonra ana haber bültenleri yanı sıra gazetelerde magazin haberlerini takip etmekten öteye geçemeyeceksiniz…

Gündem teşkil eden konu her ne ise bizler izlemek, okumak, dinlemek isteriz. Bizler bu haberlerin peşinde koşarken derdimiz ANI toplamak değildir.

Kişisel hesabın olmadığı yerde, kişisel saldırı ne kadar adildir?

Medya gücünü kötüye kullanmadıkça, kişilik hak ve özgürlüklerine tecavüz etmedikçe, çalışmalarında ilkeli, saygılı, gerçek haberi hedefledikçe; her bireyin destek veren işini kolay kılan ve ille de saygı duyan olmak zorunluluğu yok mu?

Özgür düşünen, özgürce söyleyen toplumun en belirgin kanıtıdır basın. Bizler, haberi kaynağından bulup çıkaran,  yazan çizen; elinizin dilinizin gözünüzün ulaşamadığı yerlere ulaşan gönül ordusuyuz.

Bugün birilerinin ‘sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ söylemlerine kafa tutabilendir basındır. Bizler böyle bir soruya nasıl cevap verelim istersiniz?

Emredersiniz, efendim’ diyip ceket mi ilikleyelim? Yoksa sahi ‘Kimsiniz arkadaşlar, sizler kimlersiniz?’ mi diyelim?

Eğer ortada bir haber varsa ve bu kamuoyunu ilgilendiriyorsa kral olsan ne, dilenci olsan ne; sen, sadece habersin hepsi o kadar.

Verilmek istenen gözdağı çok ucuz ve amiyane tekrar tekrar denenen asla hedefine ulaşmayan maksadı aşan asıl bu cümleler yargılanmalı. Engellediğin kişi basın mensubu yani haberci; daha açık bir dille yaptığı işte pek çok şehit vermiş asla yılmamış asla vazgeçmemiş NEFER…

Yapılan işin sorumluluk bilinciyle yapılması halinde ortaya çıkan haberin kalitesini görüyoruz.

Her meslek grubunda olduğu gibi medyanın içinde de rastladığımız,  haber yapmak adına insanların nerede ne zaman olduklarına bakmaksızın, sadece kendilerine ait olan zaman dilimine de girmek ve nerdeyse gırtlaklarına dayanan mikrofonlarla; nerden geliyorsunuz, ne içtiniz, yanınızdaki kız arkadaşınız mı, şunu mayoyla yakaladık, bunu şurada kıstırdık, bugün gene mezarlık temizledik, bugün iki zengin evlenmiş gibi bilgilenmek adına uzaktan yakından alakası olmayan halka faydasız kişiyi hırpalayan adına magazin denilen haberleri yapan haberciler de var. Onları da ayrı tutuyorum.

Magazin haberciliği de çok daha düzeyli anlaşılırlığı olabilen kişiyi de kırmayan şekliyle yapılabilir.

Onları izlemek isteyen insanlar da var, sanatçının  yeni çıkardığı bir albümden söz edilmiyorken hangi renk bikiniyle sezon açtığı ne kadar önemlidir?

Üstelik inanılmaz bir sunumla flaş flaş flaş…

Bu şekilde haber olmak sanatçılarında duruşlarında da değişiklikler yarattı, bir canlı yayında Ali Poyrazoğlu ‘yıllardır sanat adına işler yaparım. Sadece Türkiye’de değil, dünya tiyatrolarında başrollerim oldu. Ama hiç söz edilmedi. Ne zaman ki Seray Sever’in programında konuk olup Seray’ın poposuna dokundum, aylarca gündemde kaldım; çok yazık’ demişti…

Evet, gerçekten yazık, hem de çok yazık.

Magazin haberlerinin sanat ağırlıklı olması haberin kalitesini yükseltmesiyle olur. Bizler sanatçıların kimle çıktığından çok (yerele indirgersek siyasilerin!) ne ürettiklerini, nasıl icra ettiklerini duymak isteriz; haber budur…

Haber yapmak zordur takip ettikleri konuyla bilgilenmek, araştırmak, soruşturmak zorunda olan maksatları gerçekten haber yapmak olan bizlerin gerçeğe doğruya ulaşmasına yardım etmek yerine  yazma, çekme, sorma; ama o benim akrabam ben onun zarar görmesini istemem ya da koskoca belediye başkanı için yazılacak laf mı bu; gibi anlamsız emirlerle işlerimizi zorlaştırmak  hiç şık değil. Hele hele sizin gibi düşünmeyen bizlere ‘yalan haber yapıyor’ yaftalamanız var ya gelin doğrusunu anlatında aydınlanalım diyesim var!

Hadi biz de o zaman biz çıkar deriz ki, o başkan da, ona yakışanı yapsın. Halkın efendisi değil, kölesi olsun; halk olmazsa başkancılığı nice olur?

Bir yandan sansürlenen yazılar, bir yandan engellenen bizler, bir yandan tartaklanmalar, davalar  ve ardından gelen taleplerimiz…

Şimdi sormak gerekmez mi, ‘sen ne kadar saygı duydun ki, saygı bekliyorsun kardeşim!’

‘Doğru haber, kaliteli yayın, dürüstlük ilken olsun’ diyen sizler; acaba bütün bu olanları görmezden gelerek ne kadar ilkeli, ne kadar dürüstüz?

Kısacası işimiz zor, gerçekten zor be kardeşim!

Sadece düşündürmek istedim!…

(Basın Bayramı ‘Türk Basınında Sansürün Kalkması’ günü anısına!)

 

Editörden

Ümit Dadük Sağaltıcı

 

Share
88 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+10 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • EKONOMİ NASIL DÜZELİR?

    17 Ağustos 2018 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler, Üst Haberler, Yerel

    10 günlük bir tatilin ardından Ayna’nın çalışma ofisindeyim.  Çantamdan, henüz daha ajandamı masaya koymadan başladı telefonum çalmaya, dolar yükseldi ne olacak bir haber yapsan. Bir diğer telefon gazete muhabirinden; ‘’esnaflar zor durumda, dükkânlarını kapatmayı düşünüyorlar’’. Tamam dedim. Durum çok kötü çıkıp kendim görmeliyim konuşmalıyım esnafla, ahaliyle… Demek ki, denize düşen, köpüklü su kabarcığı dalgalara canhaşır el attıkça battığı misali batıyoruz. Beynimde hızla düşünceleri geçiyorum, geçiyorum çünkü bildiğim bütün dü...
  • EKONOMİ ŞARTLARIMIZ

    07 Ağustos 2018 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Bir Ülke Düşünün, Dünyanın en pahallı petrolünü, en pahallı etini, en pahallı elektriğini harcıyor. Dünyanın dört bir yanından toplanmış kiralık katillerini komşu ülkenin vatan hainlerini, içinde barındırıyor ve besliyor. Kendi halkı vergi borcunu, Bağ-kurunu sigortasını ödeyemezken. Esnaf kiraya yetişemezken. Mülteciler vergisiz KDV'siz kirasız işletme işletiyor, üstüne devletten kişi başına maaş alıyor. Ve bu devlet medyası, yöneticisi ve de yandaş takımı refahtan hizmetten bahsedebiliyor. Rahmetli Bülent Ecevit'in döneminde benzin 1.5...
  • ‘’DALGAKIRAN ŞART’’

    06 Ağustos 2018 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    İlçemizde bazı sorunların basit çözümleri ‘’imkânsızmış’’  gibi algılanıyor. Dalgakıran da bu konulardan bir tanesi.. İlçemiz  ‘’mevsimlik turizm’’ ( yaz turizmi) için  biçilmiş kaftan. Kumsal var. Deniz var. Yaz sıcaklığı var. İlçemiz  -İl içi-  ‘’günübirlik’’  dinleme eğlenme ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda.  Böyle bir potansiyelin canlanması için çözüm basit; sahilin belirli yerlerine dalgakıran yapmak. ‘’ Dalgakıran olur mu? Olmaz mı?’’  yıllardır onu tartışıyoruz. Olur. Neden olmasın?  Adana, Karataş’taki eski DSİ plajı...
  • HANİ VERDİĞİNİZ SÖZLER!

    03 Ağustos 2018 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

      Yazmayalı çok oldu ! Yoğunluktan koşturmaktan bırakın yazı yazmayı kendimi unutuyorum bazen. Seçim öncesi günleri hatırlıyor musunuz? Bilmem ama ben çok iyi hatırlıyorum. Verilen vaatler. Sözde refah gelecekti! Sözde döviz düşecekti! Sözde petrol fiyatları düşecekti! Sözde eğitimde iyileştirme yapılacaktı! Sözde Vatandaş refaha ulaşacaktı! Ama hepsi sözde kaldı tabi ki. Binali Yıldırım seçim sonrası şöyle demişti. Seçimde verilen vaatler geçersizdir. O verilen vaatler sadece seçimde oy oranını artırmak için verilir. Tabi seçimden son...