logo

reklam

HATAY BAROSU’NDAN SERT ELEŞTİRİLER

     

Hatay Barosu Başkanı Avukat Ekrem Dönmez, Hatay Barosu’nun Büyük Önder Atatürk’ün çizdiği yolda, Cumhuriyet’in kazanımlarına, temel değerlerine ve Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine sahip çıkmaya devam edeceğine dikkat çekerek 5 Nisan avukatlar günü nedeni ile ülke gündeminde Avukatları değerlendirdi.

Hatay Barosu Başkanı Avukat Ekrem Dönmez, “hepinizi, Baromuzun seçilmiş tüm kurulları ve Baromuz üyesi meslektaşlarım adına saygıyla selamlıyorum.

Bugün 05 Nisan 2018. Yani Bugün Avukatlar Günü.

Avukat kimdir ve neden vardır?

Avukat; kamu hizmeti gören bir serbest meslek mensubudur.

Avukat; yargının kurucu unsurlarından biri olan bağımsız savunmanın temsilcisidir.

Avukat; hukuki sorun ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, hukuk kurallarının tam olarak uygulanması için hukuki bilgi ve tecrübesini adaletin hizmetine ve kişilerin yararlanmasına özgüleyen kişidir.

Avukatın mesleğini icra ederken yürüttüğü faaliyet, kendi şahsi çıkar ve menfaatlerinin faaliyeti değildir. Yurttaşlarımızın sorunlarının adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanması için aracıdır.

Avukat, yurttaşlarımızın adalete erişimi ve adalet beklentisi içinde ve yurttaşlarımız adına yargı organları ve kamu kurumları önünde hak arama özgürlüklerini kullanmasının teminatıdır.

Yani Avukat; mesleğini icra ederken kendi şahsi hak ve menfaatlerinin değil, yurttaşlarımızın hak arayışının sesidir.

Bu durumda mesleklerini icra ederken Avukatlara yaşatılan tüm hukuksuz işlemler, keyfi uygulamalar, kasıtlı veya kasıtsız engellemeler, saldırılar, Avukatın bizatihi şahsiyetine değil; yurttaşlarımızın savunma hakkına, yurttaşlarımızın başta yaşam hakkı olmak üzere tüm hak ve hürriyetlerine, adil yargılanma hakkına ve hukukun üstünlüğüne bir saldırıdır.

Bütün bunların sebebi de, Avukatlık Kanununun tanıdığı hak ve yetkileri kullanan ve bir kamu hizmeti gören Avukatların statüsünün bilinmemesi, ya da “hukukun üstünlüğü” ilkesinin ve Avukatların gördükleri görevin başta kamu kurumları ve kamu görevlileri olmak üzere, ülkemizde bir türlü özümsenmemesidir.

Ve mutlaka herkes bir gün bir Avukat yardımına muhtaç kalacağını düşünüp, hemen az önce söylediklerimizi hatırlasın isteriz.

Saygıdeğer Kamuoyu;

Hukuk devletinin varlık nedeni kişi haklarını koruyan ve güvence altına alan bir hukuk düzeni kurmaktır. Devletin kendisini bağlı gördüğü hukuk düzeni, herhangi bir hukuk düzeni değil, kişilerin hak ve özgürlüğüne dayanan bir hukuk düzenidir. Hukuk devleti, sadece kanunlara bağlı devlet demek değildir ve böyle bir anlayışla hukuk devletinin şekli anlamda kanuniliğe indirgenmesi yanılgıdır ve tehlikelidir. Demokratik hukuk devletinde, devletin sahip olduğu güç, insan temel hak ve özgürlükleriyle sınırlıdır. Özgürlüklerimizi koruyan, biçimsel anlamda yasalar değil, haklardır.

Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. Bu cümle Anayasa’nın 19. Maddesinin birinci cümlesidir. Yurttaşlarımızın haklarını ihlal eden herhangi bir uygulama karşısındaki teminatı ve hukuk devleti ile temel hakların teminatı, ete kemiğe bürünmesinin yolu yargıdır. Temel hakları, insanı korumak yargının asli görevidir. Temel hakların korunması yoluyla demokratik hukuk devleti, hukuk, adalet ve vicdan yaratılabilir. Yargının işlevi budur, gücü budur.

Avukatlar da böyle bir yargının değişmez temel taşıdır, kurucu unsurudur.

Hukuk devleti olmanın en temel ilkesi yargının bağımsızlığı ve yargının bağımsızlığı için de savunmanın bağımsız olması zorunludur. “Bağımsız savunma”, “bağımsız yargı”nın vazgeçilmez unsurudur. Avukatların bağımsızlığını yok ederek siyasi iktidara tabi kılan bir düzenlemeye, yargıyı yürütmeye tabu kılan hiçbir düzenlemeye asla razı olmayız.

Hukukla sınırlanmamış bir yönetim, vatandaşlar için büyük bir tehdittir. Bağımsız yargı, demokratik sistemlerde çoğunluğun tahakkümüne karşı bireylerin hak ve özgürlüklerinin en büyük güvencesidir. Yürütmenin etkisi altında olan bir yargı, keyfi ve hukuka aykırı eylem ve işlemlere karşı gerçek bir denetim gerçekleştiremez. Böyle bir sistemde hiç kimsenin hak ve özgürlüğü koruma altında değildir.

1 Eylül 2014 Adli yıl Açılış Konuşmasını Yargıtay Başkanı Ali Alkan şöyle bitirmiş: “Hakim ve savcı olmak, bizim için en büyük onur ve şeref kaynağıdır. Hiçbir makama, unvana ve göreve tamah ve tenezzül etmeyiniz. Yargının hepimizin bildiği iç sorunlarını kendi içinizde, kendiniz çözünüz. “Görevinize ve temsilinize müdahale ettirmeyiniz. Bağımsızlık ve teminatınıza el uzatan hiçbir çözüme rıza göstermeyiniz, başınızı dik tutunuz.”

Saygıdeğer Kamuoyu;

Eğer yargı, tarafsız ve bağımsız olmaz; yürütme, kendisini yargı denetiminden kaçırır ve kendisini hukuk devleti ile sınırlamaz; yasama işlevsizleşir ise, sadece Avukatlar ve Yargı değil, tüm ülke olarak tehdit altında sayılırız. Böyle bir durumda Avukatlığın da pratik karşılığı yoktur.

Bugün itibariyle yaşadığımız süreç bir Olağanüstü Hal rejimidir. Olağanüstü hal rejiminin gölgesinde çıkartılan ve sayısı 30 bulan Kanun Hükmünde Kararname ile de fiili bir yasama yetkisi kullanılmaktadır.

16 Nisan 2017 halkoylamasından geçen ve Cumhurbaşkanlığı sistemi olarak anılan düzenlemenin yürürlüğü için öngörülen tarih 03 Kasım 2019’dur.

Anayasal değişikliğe uğramış ve henüz yürürlüğe girmemiş fiili bir Cumhurbaşkanlığı modeli uzun süredir yönetim sistemimize hakimdir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasaya yetkisi askıya alınmış ve fiili bir KHK süreci ile yasama yetkisi kullanılmaktadır.

Şu an itibariyle Anayasa Mahkemesinin verdiği kararların işlevi de, Anayasa Mahkemesinin kanun denetimi de tartışmalıdır.

Bir hukuksal sistemde, kimi yasama işlemleri Anayasaya aykırılıkları biline biline Anayasal denetimin dışında kalıyorsa, Anayasa Mahkemesi inceleme yetkisini kendisinde görmeyerek, uygulamaya meşruluk katıyorsa, bu sistemin Anayasallığı, Anayasanın üstünlüğü ye bağlayıcılığı ve mahkemenin de varlığı ve etkinliği de tartışmalı hale gelir.

Bir döneme ve kişilerine cezasızlık getiren 1982 Anayasasının Geçici 15/2. maddesinde yer alan “Bu dönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2334 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığı ileri sürülemez.” Düzenlemesi için Anayasa Mahkemesi bu anlayışı kutsayan kararlar vermişti. Sonra 2010 Anayasa değişikliği gündeme geldi darbecilerle yüzleşme altında aslında nasıl bir kara dönemin korunduğunu konuştuk hep birlikte.

Şimdi de Anayasa Mahkemesi benzer kararlar üretiyor. Şimdi de OHAL ve KHK var ve şimdi de geçici 15. Madde gibi, 6755 sayılı ve 08.11.2016 tarihli “Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun” ile “15.7.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.” Hükmü ver ve buna ilave olarak geriye dönük olarak bu kanunla bu maddenin 15.07.2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, yürürlüğe girmesi kabul edilerek, 20.11.2017 tarihli 696 sayılı KHK ile yapılan ek ile “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da”  cezasızlık getiren 37. Maddenin birinci fıkra hükümleri uygulanıyor.

Tüm siyasal iktidarlar hangi zamanda ve hangi topraklarda olurlarsa olsunlar dönemlerinin iş ve işlemlerine “sürekli koruyucu” kalkan ve kendilerine gelecekte “cezasızlık” hazırlamışlarsa da, gelecek hep geçmişin izlerini silmek için adım atmıştır.

Cezasızlık” yaratan zihni yaklaşımların izahını hukukla yapamazsınız. Bu örneklerden bize düşmesi gereken tek ders, hukuk içinde ve hukuka bağlı olarak iş görmek olmalıdır.

Saygıdeğer Kamuoyu;

Kısa zaman öncesine kadar Avukatlık Mesleğine ve Türkiye Barolar Birliği ile Barolara yönelik düzenleme istekleri ve meslek örgütlerindeki Türkiye kelimelerine ilişkin bir projeden bahsedildiği bir süreci yaşadık.

Dünya düzenin tüm siyasal iktidarları avukatlara çok kızarlar… Onlara göre; avukatlar olmasa mahkemeler ve yargı nasıl işler bir görün, şaşarsınız. İşler istenildiği gibi yoluna girer. Davalar yürür, avukatsız yargı pek bir şahanedir.

Türkiye Barolar Birliği ve Barolarımız, sadece meslek örgütü değildir. İddia, yargılama ve savunma üçlüsünden oluşan yargının kurucu unsurudur. Bu kurucu unsur görevinin dayanağı, Anayasa’daki hukuk devleti ilkesidir. Savunma mesleği, hukuk devletinin ve her vatandaşımızın insan haklarının güvencesidir. Avukatların hükümete bağlandığı bir düzende savunma mesleğinden söz edilemez. Bu proje, adalet sistemini tamamen çökertmeye yönelik olduğu için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milleti’nin bekasını da doğrudan doğruya hedef almaktadır.

Saygıdeğer Kamuoyu;

Mesleğimizin çileli ve çözüm bilmez sorunları elbet bir gün çözüm bulur. Ancak Ülke olarak güvenlik kaygısının üst seviyede olduğu ve el ele vermemiz gereken zamanlarında mesleğimizin çözülmeyen sorunları, böyle zamanlarda tali önemde kalabiliyor.

Fakat Ülkemizin içine itildiği bu karanlığın sebeplerini de konuşmak zorundayız.

Artık Türkiye’nin en önemli sorunu demokrasi sorunudur. Şiddetin hüküm sürdüğü, tam ve çağdaş demokrasinin olmadığı bir ortamda hukukun varlığından da söz edilemez.

Türkiye’nin demokratikleşme standartlarının her geçen gün artırılması, özgürlüklerin ve hakların genişletilmesi, adalet duygusunun nerdeyse yok olduğu ortam yerine tam demokrasinin inşası gereklidir.

Bizler, Ülkemizin “demokratik devlet” olmanın gereklerini yerine getirmiş; “hukukun üstünlüğünü” özümsemiş ve yargı erkinin, yürütme ve yasama erkinden bağımsız, özgür ve güvenceli olduğu bir ülkede yaşamayı lüks değil, zorunluluk olarak görürüz.

Bir Ülke düşünün ki farklı düşündüğü için, farklı konuştuğu için, haber yaptığı için, çocuk olduğu için, kadın olduğu için her gün hak ihlalleri ile uyanıyor ve bir sonraki gün yenisi olana değin bunların hiçbiri hatırlanmıyor.

Anayasal sistemin fiilen askıya alındığı; Parlamenter Rejimin sistemin sorunu olarak görüldüğü; Yasama, Yürütme ve Yargı Erkleri arasındaki denge ve denetleme sisteminin kaybolduğu; Ülke olarak her bir komşumuzla dibine kadar sorunlara bulaştığımız; hukuk ve demokrasi adına söylenecek sözlerin bittiği ve Yargı sisteminin o ülkenin belkemiğini tutması gereken zamanlarda belkemiğinin kırıldığı zamandan geçiyoruz.

Ülkenin belkemiğinin gittiği zamanlarda, o ülkeye her türlü terör belasının bulaşması kaçınılmaz olur. Bu gibi zamanlarda artık her bir yurttaşımız ekonomik kaygılarını, günlük yaşam çabasını unutur hale gelip güvenlikli bir ülkede yaşamak istemeye başlıyor. Ekonomik sıkıntılarından önce can güvenliğinin sağlandığı, huzurla sokağa çıkmak istediği bir ortamı aramaya başlıyor.

Ancak belirtelim ki yurttaşlarımız Ülkemizde istikrarı terörle birlikte yaşamaya alışmakta değil, can güvenliğinin sağlanmasında, yoksullaşmadan ve insanca yaşam koşulları sağlanmasında arıyor.

Olsun. Bizler el ele verir bu zor zamanları da atlatırız.

Saygıdeğer Kamuoyu;

Ülkemiz gerçekten uzun bir süredir zor bir süreçten geçiyor. Biz Avukatlar ve Barolar Ülke koşulları zordan geçerken kendimizi için talepte bulunmayı zul sayarız.

Ancak Avukatların icra ettikleri mesleğin niteliğinin ve bu mesleğin icrası sebebiyle oluşan taleplerin, Avukatların kendi şahsi çıkar ve menfaatleri için oluşan talepler olmadığını; halkımızın adalete erişimi ve adalet beklentisi içinde, Yargı Organları ve Kamu Kurumları önünde dile getirilen beklenti ve talepler dışında başkaca bir talep olmadığını; Avukatların hukuki sorun ve anlaşmazlıkları halkımız adına adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını sağlamak üzere dile getirdikleri talepler olduğunu hatırlatmak isteriz.

Bu zor zamanlar geçtiğinde de; o zaman meslek sorunlarımızı, ekonomik koşullarımızı, Avukatlık mesleğinin, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin ihtiyaçlarına ve bunun gerektirdiği etik kurallara göre biçimlendirilmesinde tüm toplumun yararının olduğunu anlatırız.

Avukatlara dokunmakla avukata saldırmakla, toplumun savunma hakkına, insanların yaşam hakkına, hukukun üstünlüğüne, hak ve özgürlüklerine dokunulduğunu anlatırız.

Avukatlık Yasasını artık Avukatların, Baroların ortak iradesine ve çağa uygun bir düzenlemeye kavuşturulması gerektiğini anlatırız.

Avukatlık mesleğine ve Staja girişte bir kangren halini alan Avukatlık Sınavını anlatırız.

Barolara sorulmadan yeni Hukuk Fakültelerinin açılmasını ve Hukuk Fakültelerindeki öğrenci sayısı ticarethane mantığıyla doldurmanın yükünü anlatırız.

CMK tarifesini asgari ücret tarifesi seviyesine çekilmesinin önemini; meslek onuru ve saygınlığı ile bağdaşmayan şartlarda çalışan kamu avukatlarını ve ücretli çalışan avukatları anlatırız.

Stajyer avukatların staj süresince en az asgari ücret seviyesinde gelir sağlamasının önemini; staj eğitiminin ve mesleğin “toplumsal” yönünü genç avukatlara aktaracak bir anlayışla sürdürülmesinin önemini anlatırız.

Saygıdeğer Kamuoyu;

Ahlaka ve mesleklerinin onuruna uygun davranacakları üzerine yemin eden avukatlar; yaşam hakkının kutsallığı üzerine asla yalan söylemezler, söylemediler. Bu onların yaşam gerçeğidir.

Biz Avukatlar kim olduğumuzu, mevkiimizi, makamımızı gayet iyi bilenlerdeniz. Özgürlüğümüzün, bağımsızlığımızın karşısına çıkartılacak bilançonun hesabını vermeye hazırız. Her bir yurttaşımızın, halkımızın her bir sıkıntısında, yanlarında yer almaya da devam edeceğiz.

Hatay Barosu; Büyük Önder Atatürk’ün çizdiği yolda, Cumhuriyet’in kazanımlarına, temel değerlerine ve Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine sahip çıkmaya devam edecektir.

Hatay, Anavatan’a katıldığı günden bu yana tüm renklerin, çok kültürlülüğün, farklı inançların barış içinde bir arada yaşadığı ve birbirine sahip çıktığı bir kent olarak yaşamış ve yaşamaya devam edecektir.

Bu vesileyle Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz. Baromuzun kurucularına, Baromuza emeği geçen tüm başkanlarımıza, yöneticilerimize, meslektaşlarımıza ve çalışanlarımıza emeklerinden dolayı teşekkür ediyor, ebediyete intikal edenleri saygı ve rahmetle anıyoruz.

5 Nisan Avukatlar Günü’müz kutlu olsun.

Saygılarımızla” dedi.

Haber-Foto: Ümit Sağaltıcı

Share
71 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+6 = ?