logo

reklam

“HAFTALIK HABERLER: 01-06 EKİM”

1- Varlık Fonunun Cumhurbaşkanına bağlanmasıyla birlikte bu fon tamamen sarayın kontrolüne geçti.

Böylece söz konusu fondan yapılacak harcamalar cumhurbaşkanı ve ailesinin iradesine bağlı hale gelmiş; bunun sonucunda tıpkı krallık-sultanlık yönetiminde olduğu gibi kamunun kaynaklarının keyfi bir biçimde kullanımının yolu açılmıştır.

Fonun başkanı olan cumhurbaşkanının kendi kendini bu fonun başkanı olarak atayıp atamayı onaylaması ise hukuksuzluğun ve keyfi bir yönetim anlayışının ötesinde bir komedidir.

Son olarak Sayıştay’ın,  sarayın harcamalarıyla ilgili olarak yayınladığı raporlara göre kamunun kaynaklarının önemli bir bölümü saray tarafından yutulmaktadır.

Sarayın bir günlük harcaması 1,8 milyon lira, bir aylık harcaması ise 54 milyon lira tutmaktadır.

Bu yüksek harcamalar bir yandan halka tasarrufta bulunma öğüdü veren sarayın; diğer yandan da halkın sırtından müsrifçe harcamalarda bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Ekonomik krizin derinleştiği böyle bir dönemde bu gelişmeler halkın ve emekçilerin sırtındaki yükü daha çok arttırmaktadır.

Çünkü bu harcamaların bedeli halkın sırtından karşılanmaktadır.

*****

2- Ekonomik alandaki sorunlar derinleşerek devam ediyor.

Krizin olmadığı şeklindeki açıklamalara rağmen işsizliğin etkisi giderek artıyor.

Bir yandan konkordato ilan eden şirketlerin sayısı artarken ve şirketler daha fazla işçi çıkarırken; diğer yandan da yapılan zamlarla enflasyon artıyor.

Daha şimdiden enflasyon oranı % 24,5’ u buldu.

Bu oranın yakın bir gelecekte % 25’i geçmesi muhtemeldir.

Bu gelişmeler, geçim sıkıntısını ve buna bağlı olarak yoksulluğu arttırıyor.

Maaşlara yapılan zamların geçici olarak durumu idare etmesine rağmen bunun sürekli olamayacağı da bir gerçektir.

Bu durumdan yararlanan sermaye sınıfı kendi isteklerini ve dayatmalarını daha kolay hayata geçirmekte,  krizin faturasını emekçilerin üzerine daha çok yıkmaktadır.

Yakın gelecekte hükümetle birlikte sermaye sınıfı esnek çalışmayı yaygınlaştırmaya çalışacak ve bununla ilgili yeni yasaların çıkarılmasını sağlayacaktır.

Artan yoksulluk ve işsizlik ise kendini öldürme (öz kıyım)ve suç oranlarını arttırmaktadır.

****

3- Türkiye’nin mali ve ekonomik kaynakları ve 16 bakanlığın harcamaları bir Amerikan finans şirketi olan Mac. Kinsey’e teslim edildi.

Ülkenin ekonomik olarak krize girmesinden yararlanan uluslararası sermaye, ekonomik kriz ve hükümetin iktidarını koruma kaygısından yararlanarak Türkiye Ekonomisi üzerindeki denetimini arttırıyor.

Son gelişme bunun bir örneğidir.

Ancak eskiden bir ülkenin ekonomik denetim altına alınması daha çok devletlerin bulunduğu ve sermayenin çıkarlarını koruyan uluslararası yapılar tarafından gerçekleştirilirken bugün bu uygulama doğrudan doğruya finans kapital tarafından da gerçekleştirilebilmektedir.

Bu da tekelci kapitalizmin günümüzde geldiği düzeyin bir sonucudur.

Bu dönemde artık devletler, doğrudan doğruya finans kapitalin şirketleri tarafından denetlenebilmekte ve onların kontrolü altına girmektedirler.

Türkiye’deki bu son gelişme ise Osmanlının son dönemindeki Düyunu Umumiye’nin bu günün koşulları altında yeniden ortaya çıkmasıdır.

Hükümet ve saray bir yandan yerlilik ve millilikten bahsederken; diğer yandan da ülkenin mali ve ekonomik kaynaklarının denetimini ve bakanlıkların denetimini yabancı finans şirketlerine teslim etmekten kaçınmamaktadırlar.

Öte yandan ekonomik kriz, hükümetin ve sarayın sıkışmışlığından yararlanan Alman Sermayesi de bu durumu kullanarak yeni tavizler almaktan kaçınmamaktadır.

Alman Başbakanı Merkel’in Türkiye Cumhurbaşkanı ile yaptığı konuşmalar bunun bir sonucudur.

Buna göre Türkiye’de demiryollarının modernizasyonu ve iyileştirilmesi Alman Firmalarına verilecektir.

*****

4- 3. Havalimanı işçilerinden 6’sı daha tutuklandı.

Böylece 3. Havalimanı İşçileri arasında tutuklu olanların sayısı 30’a çıktı.

Öte yandan İzmir’de de işçiler hükümeti ve patronları protesto eylemleri düzenleyip krizin faturasını ödemeyeceklerini dile getiriyorlar.

Havalimanı işçilerine yönelik tutuklamaların artması ve demokratik bir hak olan toplumsal eylemlere yönelik baskı ve müdahalelerdeki bu artış, hükümetin ve sarayın ekonomik bir krizin büyük bir toplumsal kalkışmaya dönüşmesinden korktuklarını ortaya koymaktadır.

Bu yüzden medya üzerindeki baskıları da arttırıyorlar.

Geniş ölçüde patronların, hükümetin ve sarayın kontrolüne giren medyanın büyük bir bölümünde toplumsal muhalefete fazla yer verilmezken bu tür eylemlerden hemen hemen hiç bahsedilmiyor.

*****

5- Filistin ve İran’ın Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmaları ve kendi lehlerine karar çıkarmalarından sonra ABD, Viyana Konvansiyonu’nun ihtiyari protokolünden çekileceğini açıkladı.

Bu protokol, uluslararası hukukta önemli bir rol oynamaktadır. ABD bu kararıyla uluslararası hukuku artık dinlemeyeceğini ve uluslararası ilişkilerde hukuka uygun hareket etmek zorunda olmadığını açıkça ortaya koymuş olmaktadır.

Böylece Amerikan Yönetimi geçmişte Nazi Almanyası, Faşist İtalya ve 1930’lardaki Japonya’nın tutumuna benzer bir tutum, onlar gibi hukuk dışı ve saldırgan bir tutum takınmakta olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu gelişmenin sonucu ise devletler ve büyük güçler arası çıkar çatışmalarının ve savaş olasılığının artması, büyük bir dünya savaşına giden yolun açılmasıdır.

Serhat Çakın

 

 

Share
83 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+7 = ?