logo

reklam

“HAFTALIK” DEĞERLENDİRMELER: 

 

1- Kanser tedavisi ücretlerinin devlet tarafından karşılanmasıyla ilgili ölçülere tam olarak uyulmuyor.

Hükümet, özel firmalara ve sermayeye daha fazla kazanç sağlamak için kanser ilaçlarının ancak bir kısmını geri ödeme kapsamına alıp diğerlerinin, yani büyük bir bölümünün bedellerinin hasta ve yakınları tarafından karşılanmasını sağlıyor.

Bu uygulamayla sağlık alanında sermayeye kazanç sağlamak için insan hayatının tehlikeye atılmasına göz yumuluyor.

Bu durum, AKP Hükümeti’nin bu alanda hem halka yalan söyleyip onları aldattığını; hem de insan yaşamını ve kanser tedavisini bir meta olarak gören bir anlayış doğrultusunda, yani kapitalizmin acımasız piyasa koşullarına göre hareket etmekten kaçınmadığını ortaya koymaktadır.

Kapitalist sistem içinde esasen insan sağlığı ve yaşamı da kazanç getiren bir meta olarak görülür ve buna göre hareket edilir.

AKP İktidarı ve saray, uyguladıkları politikalarla sağlık hizmetlerini geniş ölçüde paralı hale getirirken, sağlık sektörünün metalaştırılmasında en ileri noktalara ulaşmaktan kaçınmamışlardır.

Bir yandan ilaç fiyatlarındaki sürekli artış; diğer yandan kanser tedavisinde gelinen bu son nokta bunun güçlü bir kanıtıdır.

Bu durum ancak örgütlü ve bilinçli bir emek mücadelesiyle ve kararlı bir direnişle durdurulup geriletilebilir.

Önümüzdeki dönemde cumhurbaşkanlığına bağlı DDK yoluyla ve valilere yetki veren yasal düzenleme sayesinde örgütlü emek mücadelesine indirilecek darbeler, bu alanda da emekçiler ve dar gelirliler aleyhine yapılacak ve sermayeye yeni kazançlar sağlayacak uygulamaların arttırılacağı olasılığını güçlendirmektedir.

Bu yüzden ilerde sağlık alanında ve kanser tedavisi için gerekli ilaçların alımında karşılaşılacak bu tür benzeri sorunlar da artacaktır.

*

2- ABD’nin yasama organı olan kongre, Türkiye’ye yeni nesil F-35 savaş uçaklarının teslimatının geçici olarak durdurulmasında uzlaştı.

Buna göre Türkiye’ye verilecek F-35 savaş uçaklarının teslimatı geciktirilecek.

Türkiye Yönetimi’nin ABD Vatandaşlarına karşı takınmış olduğu tutum ve kimi Amerikan Vatandaşlarının gözaltına alınıp tutuklanarak bu durumun bir pazarlık konusu haline getirilmesi (Federal Almanya örneğinde Deniz Yücel Olayında olduğu gibi) ve Türkiye’nin Rusya’dan ağır silahlar alması bunda önemli bir rol oynamıştır.

*

3- Amerikalı Papaz Brunson,  ABD’nin ve Trump’un yoğun baskıları sonucu tutuklu bulunduğu ceza evinden çıkarılarak ev hapsine alındı; ancak bu karar ABD’yi tatmin etmeyince ABD Yönetimi, Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı eliyle Papaz Brunson’un tamamen serbest bırakılması, aksi takdirde Türkiye’ye ağır yaptırımlar uygulanacağı konusunda açıklamalarda bulundu.

Daha önce cezaevinde kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan tutulan Brunson’un tutukluluğunun birden ev hapsine dönüştürülmesi kendisinin gözaltına alınıp tutuklanmasının, sonra da serbest bırakılmasının hukuka ve yargı kararlarına dayanılarak yapılmadığını, bütün bu işlemlerin keyfi iradeye dayanarak, hükümetin ve sarayın iradesiyle gerçekleşmiş olduğu izlenimini akla getirmektedir.

Nitekim hükümet ve saray, bu yolla dış politikada tavizler koparmaya çalışmaktadırlar.

Ancak bu tutum çoğu zaman istenilen sonucu vermediği gibi Türkiye’nin dışardaki saygınlığını da önemli ölçüde azaltmaktadır.

Öte yandan ABD Yönetimi ve Kongre’nin baskıları sonucu Brunson, muhtemelen fazla uzak olmayan bir gelecekte Türkiye’ye giriş yasağı konularak tamamen serbest bırakılacaktır; ancak saray kendi yandaşlarının gözünde küçük düşmemek için manevra yapıp görüntüyü kurtarmaya çalışmaktadır.

Çünkü AKP Yönetimi ve saray ABD’yle ilişkileri uzun süre yüksek bir gerginlikte tutmak ve bu yüzden hem ekonomik; hem de siyasi açıdan zaten zayıf olan durumunu daha da bozmak istemeyecektir.

Bu gelişme, özellikle siyasi ve askeri alanı daha çok etkileyecektir.

Öte yandan ABD Yönetimi ve Kongre, Türkiye’ye Dünya Bankası ve uluslararası yardım kuruluşlarından alacağı yardımları kısıtlama konusunda anlaştılar ve bununla ilgili karar Senatodan geçti.

Ancak ABD’nin Dünya Bankası ve Türkiye’ye yardım yapan uluslararası kuruluşlardaki etkisinin azalmış olması bu kararın ekonomik etkisini azaltmaktadır.

Karar, daha çok siyasi alanda etkili olacak ve ABD’nin Türkiye’ye doğrudan kendisinin yaptığı yardımları etkileyecektir.

Bu kararın daha çok Türkiye Yönetimi’ne yönelik siyasi alanda sert bir mesaj olduğu da bir gerçektir.

Türkiye Yönetimi’nin uluslararası alanda bu karara gösterdiği tepkilerde pek inandırıcı bulunmamakta ve fazla etkili olmamaktadır.

Çünkü Türkiye’de referandumdan sonra hukuku ve hukukun üstünlüğünü, burjuva hukuk düzeninin kurallarının çoğunu bile rafa kaldırıp hukuku keyfe, iktidarın ve sarayın iradesine göre uygulayan yargıyı fiilen ve geniş ölçüde kendisine bağlayan bir tek adam yönetimi oluşmuştur.

Bu şekilde yargıyı geniş ölçüde baskı ve etki altına alan, birçok gazeteciyi ve bazı siyasetçileri yargıya yaptığı baskı ve etkilerle hapse attıran ve hapiste tutan bir iktidarın ve sarayın uluslararası alanda inandırıcı ve ikna edici olması mümkün değildir.

*

4- Taşyapı Firması’nın İstanbul-Kadıköy-Koşuyolu’nda inşaatına başladığı 80 metrelik yüksek yapılı otel, Koşuyolu’nun duyarlı sakinlerinin mücadelesiyle yaptıkları başvuru sonucu 11. İdare Mahkemesi’nin aldığı yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararla inşaatı durdurulmuştu.

Ancak şirket yetkililerinin başvurusu ve etkisiyle usule dayalı gerekçelere dayanılarak 11. İdare Mahkemesi’nin kararı iptal edildi.

Buna karşı Koşuyolu’nda dikey yapılaşma ve yüksek bina istemeyen yurttaşlar kararın temyiz edilmesini sağlayacak yeni bir hukuki mücadeleye başlıyorlar ve bu mücadelenin sonucundan da ümitli görünüyorlar.

Bu da böyle bir dönemde bile ısrarlı ve kararlı bir mücadelenin sürdürüldüğünü, mücadelenin tamamen sona ermediğini ortaya koyuyor.

Bugünkü iktidara karşı verilen ve yerelde sürdürülen bu mücadele, aynı zamanda sermaye düzenine, kapitalizme, onun en gerici güçlerine karşı verilen bir mücadeledir.

Bu tür mücadelelerin hem genelde; hem de yerelde sürdürülmesi ve ilerici, devrimci örgüt ve güçler tarafından örgütlenip desteklenmesi gerekir.

Çünkü bugünkü iktidar, tekeller yararına ve onlara kazanç sağlamak için kent alanlarının ranta dönüştürülmesi için her şeyi yapmaktan, yasaları bile çiğnemeye kalkışmaktan ya da buna uygun yasalar çıkarmaktan kaçınmamaktadır.

*

5- DHL Express’te Tüm Taşıma İşçileri Sendikası’na (TÜMTİS) üye oldukları için işten çıkarılan işçilerin bir yıldır işyeri önünde sürdürdükleri direniş sonuç verdi.

İşveren, toplu iş görüşmeleri için TÜMTİS’le masaya oturmayı kabul etti.

Böylece DHL Express Çalışanları, sınıf dayanışmasına dayanarak sürdürdükleri mücadeleyi yargı mücadelesinin ardından, toplu sözleşme görüşmesini de kazanarak zaferle sonuçlandırdı. Bu mücadele, emekçilerin sınıf mücadelesine dayanarak sürdürdükleri kararlı bir mücadelenin böyle bir ortamda ve düzende bile patronlar ve onların çıkarlarını koruyan hükümet ve devlet güçleri üzerinde ne kadar etkili olduklarını göstermesi bakımından önemlidir.

Bu yüzden ilerici ve devrimci güçler etkisi altında kaldıkları ve seçime endeksli bu ümitsizlik; ya da ümit zayıflığı durumundan bir an önce çıkıp örgütlü, bilinçli sınıf mücadelesini yaymak için var güçleriyle çalışmalıdırlar.

Zira böyle başarılar, emekçilerin ve geniş halk kitlelerinin mücadeleye yöneltilmesi ve bu tür mücadelelerin her alana yayılarak bu yolla baskıcı ve faşizan bir iktidarın gerileyip çökertilmesi için gereklidir.

*

6- İsrail Ortadoğu’da yine baskıcı ve saldırgan siyasetini uygulamaya devam ediyor.

Suriye’de bir sonuç alamayan İsrail Yönetimi bu kez Filistinlilere yüklenerek Filistinliler üzerindeki baskıyı arttırıyor.

İsrail Polisi Mescidi Aksa’da Filistinlilere ses bombalarıyla saldırıp onları zorla dışarı çıkartırken, İsrail Yönetimi’de Filistin’de 400 yeni yerleşim birimi kuruyor.

Bu arada İsrail askerleri de 14 yaşındaki bir Filistinli genci başından ağır bir biçimde yaraladı.

Bütün bu gelişmeler karşısında Ortadoğu’nun dinci ve gerici örgüt ve rejimlerinin çoğu İsrail’in bu saldırı ve terörüne ses çıkarmadıkları gibi herhangi bir etki de sağlayamıyorlar.

Çünkü bunların büyük bir bölümü zaten İsrail’le işbirliği içinde hareket etmekte, kendi ülkelerinde ve bölgelerinde güçlerini koruyup arttırmak için onunla anlaşmaktan ve ona dayanmaktan kaçınmamaktadırlar.

*

7- Suriye Ordusu Kuneytra’da kontrolü tamamen ele geçirerek bölgeyi cihatçı teröristlerden temizledi.

Buranın önemi İsrail’in işgal ettiği Golan Tepeleri’nin yanında bulunması.

Böylece Suriye Ordusu İsrail Sınırı’ndaki işgal altındaki Golan hariç tüm bölgeleri terör güçlerinden temizlemiş bulunuyor.

Öte yandan kuzeyde İdlip’te cihatçı terör güçlerinin saldırılarını püskürten Suriye Ordusu, burada da terör güçlerini tamamen temizleyip yenilgiye uğratmaya hazırlanıyor.

Bunun sonucunda Türkiye Sınırına yakın bu bölge de yakında tamamen ele geçirilmiş olacak.

Bu gelişmeler karşısında Türkiye Yönetimi’nin suskunluğu, Rusya’nın da etkisiyle bu durumun kabul edildiğini ortaya koymaktadır.

Bu da AKP’nin Suriye’deki yenilgisini kesinleştirmektedir.

Öte yandan Suriye Halkı’nın direnişi ve Rusya’nın da desteğiyle Suriye Ordusu’nun terör güçleri karşısındaki zaferi ABD’nin Suriye’deki yenilgisini kesinleştirirken, Ortadoğu’daki etkisini de önemli ölçüde azalttı.

ABD Yönetimi ve Pentagon, bir yandan Suriye’den ne koparırsam kardır diye hareket edip artık kendisine bağımlı ve bağlı hale gelmiş PYD-YPG Güçleri’ni askeri açıdan desteklemeye devam ederken; diğer yandan da İran’a karşı bir Arap-Sünni NATO’su oluşturmaya çalışıyor ve bunun için çalışmalarını hızlandırıyor.

Bu durum ilerde bölgede önce küçük çatışmaların şiddetlenmesine, daha sonra büyük bir çatışmanın fitilinin ateşlenmesine neden olabilir.

ABD’nin Ortadoğu’daki bu politikası İsrail tarafından da destekleniyor.

*

8- Muhalif medyadan ve kimi çevrelerden alınan haberlere göre Türkiye ile IMF Yönetimi arasında müzakereler başladı.

AKP Hükümeti ve sarayın artan cari açık ve dış borçları çevirmekte zorlanması onu IMF’le müzakere ve anlaşmaya zorluyor.

Öte yandan son günlerde doların değerindeki artışın şiddetlenmesi de cari açığı arttırıyor.

Tarım ürünlerinde artan fiyat artışları da devam etmektedir.

Yakın gelecekte temel tarım ürünlerinden biri olan sütün fiyatında % 33’e yakın bir zam beklenmektedir.

Bu da ekonomik sorunların ve geçim sıkıntısının artacağını gösteriyor.

Serhat Çakın

 

 

Share
44 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+7 = ?