logo

reklam

“DÜŞMANI UZAKTA ARAMAYIN, ÇÜNKÜ O MUTFAKTA”

Sabah Aslan

Bakıldığı zaman bir markete veya bakkala girdiğinizde sağlıklı olarak yenebilecek hiçbir şey yok kalmamış artık. Bakkalda olsa fark etmez. Market ve ya bakkal sahipleri, lütfen beni yanlış anlamasınlar. Bu onların suçu değil. Soruyorum size, “markete et mi alacaksınız? Etlerin hangi koşullardan geldiğini hayvanların hangi şartlarda esildiğini veya hangi koşullarda yetiştirildiğine bakıyor musunuz?” Neyse biz bu konudan sapmayalım Ne olur, ne olmaz. Eti geçtik, markete tavuk mu alırsınız? Uzmanlar mevcut tavukların henüz civciv iken kesildikleri iddiasında bulunarak ilaçlarla şişirildiklerini ifade ediyorlar. Tavuk eti yemek isteyen vatandaşlar karşılaştıkları manzaralarla şok oluyorlar. Anlaşıldı ki bundan sonra vatandaşlar tavuk etini ya unutacak ya da köylerden getirmek zorunda kalacaklar.  Söz konusu insan hayatı ve bu duruma kimsenin dikkat ettiği yok. Herkes kolay yoldan nasıl para kazana bilirimin derdine düşmüş.

Tavuk eti skandalını da bir kenara bırakalım sakın ola ki rengârenk kutulara koyulan içecekleri almayın. Evlerinize sokmayın. Bunların hepsi gazlı veya gazsız hiç fark etmez sadece şekerli sudur. Ve insan vücuduna çokça zarar vermektedirler. Şeker dediğim de pancardan üretilen hepimizin bildiği şeker olarak düşünmeyin,  bu içeceklerde kullanılan şeker kimyasal renklendiricilerle yapay tatlandırıcılarla suni bir tat verilmiş bildiğiniz zehir, dev küresel firmaların mutfağınıza kadar girip bizleri nasıl zehirlediklerini iyi düşünelim. Düşman uzakta değil, mutfağınızda. Neslimizi nasıl kuruttuklarını, kısırlığın nasıl yaygınlaştığını, otistik çocukların sayıları eskiden binde bir iken bugün elli de bine düştüğünü sorgulayalım. Emin olun markette yiyecek alsanız zehir, içecek alsanız zehir. Temizlik malzemeleri alsanız zaten zehir. Öyle ise ne alacağız, ne yiyeceğiz ve ne içeceğiz. Yoğurt alsanız nelerle karşılaşacağınız daha önce duyduğunuzu düşünüyorum. Kıvam artırıcı adı altında yoğurttan, tutunda pastalara kadar konan domuz yağından üretilme ürünleri mi dersiniz. İçimizi karartmayalım. Ama gerçek bu. Ekmeği araştırırsanız bir daha ağzınıza alamazsınız. Ekmekte ki oyunları öğrenirseniz kusarsınız. Emin olun ekmeği yemek, kazanmaktan daha büyük bir dert olmuş artık.  Buğday ithal diye bir şey demiyorum. Allah bilir buğday yerli olsaydı ne olur, tohum ithal, tohum yerli olsa toprağımız zehirli artık. Yani her yerden vurulmuşuz. Bu saatten sonra uyansak bile bir nesli kurtarmak artık zor. Einstein üçüncü dünya savaşını bilmiyorum ama 4. Dünya savaşı taş ve sopalarla yapılacak demişti ya. İşte aynen böyle gün gelip insanlar kara sapanla tarım yapıp buğdaylarını su değirmenlerinde öğütecekler. Küresel doymazların ülke topraklarına dadanıp tohum sektörlerini ele geçirdiklerini tohumu satan küresel firmaların aynı zamanda tıbbi ilaç ve tarımsal ilaçlarda sahipleri olduklarını hatta içinde ne olduğu bilinmeyen aşılarında üreticileri olduklarını biliyor musunuz? 10 liraya sattıkları tohumu tekrar sertifikalı diyerek 110 liraya satan idarecileri kimlerin kandırıldıklarından haberimiz var mı? Toprak bitiyor artık, Toprağı ve ekmeği bitirdiler. Ekmek ve su hayat için alınmazsa olmaz ihtiyaçlardır. Geçtik eti, tavuğu, balığı, sütü. Aldığımız su bile sağlıklı değil. Allah bilir içine neler katıyorlardır. Plastik şişelerin içinde ne kadar süreyle beklettikten sonra satışa sunuyorlardır. Bunları hiç düşünmüyoruz. Bütün bu mikroplu şeyler tükettikten sonra hala hayatta olduğumuza şükür etmemiz gerekiyor. Bütün bir ülke zehirli ürünlerden hasta olacak. Haberiniz olsun. Sağlıcakla Kalın…

 

 

Share
229 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+7 = ?