logo

reklam

ÇEVRE YOLU VE KENTSEL DÖNÜŞÜMDE ÇEVREDEN VAZGEÇMEK .

Bu makale 2011 tarihinde kaleme alınmıştır. İlçemiz halkı ve ilçemizi yönetenler için çok önemli öneriler sunduğuna inandığımız bu makaleyi  geç de olsa yazarı Salim Diyap’ın iznine baş vurarak yayınlama ihtiyacını hissetik. Buyrun hep birlikte değerlendirelim.

21 Ekim 2011

Samandağ insanının bir göçebe geçmişi olduğu bu günkü yemek kültüründen, yaşam tarzından, yaşadığı yöreyi kullanma biçiminden, yöreye özgü bir mimari biçimi geliştirmemiş olmasından rahatlıkla anlaşılmaktadır..Yörede hala kalıntıları devam eden kuş avcıları, yemek kültüründe bazı balık çeşitlerine karşı inanç kaynaklı yasaklar, balığı sadece üç çeşit: ızgara, buğulama ve kızartma tarzında pişirip yemeleri, çökelek ve et- sucuk gibi göçebe toplumlara özgü yemek çeşitlerini bol miktarda tüketmeleri, denize ve yüzmeye karşı mesafeli duruşları…Tüm bunlar bizlere bu yöre insanının geçmiş yaşantısı ile ilgili önemli veriler sunmaktadır.Bu veriler ışığında geçmişimizi yorumladığımızda deniz kıyısı insanı olmadığımız, göçebe bir kavmin çocukları olduğumuz, kuşku götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Özellikle bu yöre insanının, milyonlarca yılda oluşmuş asi nehir deltasını imara açmış olması ve tarıma elverişli bu alanları betonlaştırması bu toplumun geçmişinde yerleşik düzene özgü değerlerin olmadığını yeteri kadar göstermektedir.Dünyanın en verimli toprakları üzerinde yaşayıp o toprağın envai kuşunu tüketmek, tarım alanlarını betonlaştırmak, yeşilini tüketmek olsa olsa yaşadığı yörede uzun süre oturma iddiası olmayan göçebe toplumlara özgü bir yaşam biçimidir.Çünkü yalnız göçebe topluluklar yaşadıkları yerin on yıl sonrasını düşünmeden, yaşadıkları yörenin tüm doğal kaynaklarını tüketerek başka vahalar aramaya koyulurlar.

Sadece kırk  yıl öncesini hatırlayanlar, yaşanan kırk yıl zarfında yapılan  doğa tahribatını, kuş türlerindeki azalmayı, çoraklaşan toprağı, bitki çeşitliliğindeki azalışı  gözlemeleri mümkündür.

Bu günlerde bu yörede dilendirilen, oluşturulmaya çalışılan “çevre bilinci, genellikle dışardan alınmış bir bilinçtir. Yöre insanının ihtiyacını giderecek bir içeriğe sahip olmayan bu bilinç insanlarının çok itibar ettiği bir uğraş haline gelmemiştir.Bundan dolayıdır ki; yörede çevre bilincinin yerleşmesi bütün Samandağlıların bu konuyu kendi öz yaşamalarını doğrudan etkileyen hayati bir sorun olarak kavramaları ve çevrenin bozulmasına, doğanın tahribine karşı duyarlı olmaları, harekete geçmeleri, bu konudaki aktiviteleri azınlık gurupların saygı değer eylemleri olarak görmekten kurtulup, bizzat toplumun, üretim, siyaset, eğitim alanlarında ilçede olsun köy  de olsun her türlü yerleşim yerlerinde mobilize olmaları, bu amaçla örgütlenmeleri, kurumlar oluşturmaları, yayınlar çıkarmaları, yürüyüş gösteri, engelleme direnme gibi çeşitli eylem biçimlerine başvurmaları, çevreyi bozan, zehirleyen her türlü uygulamayı, kararı ölüm tehlikesi gibi görecek, veba gibi sayacak bir bilinçliliğin tüm topluma egemen olması bu aşamada şahsen benim beklediğim bir durum değildir. Çünkü yöre insanının doğa tahribinden etkilenmesi henüz onun tarihten gelen göçebe yaşam standardının üstüne çıkacak bir düzeye varmamıştır.Benim Yöre insanından böyle bir beklenti içinde olmadığım bir gerçek. Ama yörede sol adına hareket ettiğini farz eden Belediye Başkalığı ve Milletvekilliğine seçilmiş olan iki şahısın yöre insanınından öteye bir çevre bilinci geliştirmiş olmasını beklerdim doğrusu.Lakin beni ve bu beklenti içinde olan birçok insanı şaşırtacak bir biçimde bu iki şahıs bundan kısa bir süre önce yaptıkları bir toplantıda kafa kafaya verip çevre yolunun açılmasını talep edecek kadar ileri gittiler. Bu şahısların bu talebi, duryarlı her çevreciyi harekte geçirmesi  gerekirken, bu talebin karşısında kimselerin menfi yada müsbet bir yorumda bulunmaması yörede çevreciliğin ne düzeyde yapıldığının açık bir göstergesi olarak gündemimize oturmaktadır…

ÇEVER BİLİNCİNİN DIŞ ETMENLER ÜZERİNDEN ŞEKİLLENMESİ VE YAPILAN YANLIŞLAR.

– Yaşadığımız Yöreyi  Tanımıyoruz

Samandağ ‘da çok az kişi çevre bilincini, yaşadığı yörenin herhangi bir ihtiyacından, kendi gözlemleri ve ihtiyacı sonucunda oluşturmuştur. Bu da çevrecilik ile muştağil görünen insanların bu uğraşı hiçbir işe yaramayan genel geçer işleri çevrecilik kapsamına alıp onlarla oyalanmasına neden olmaktadır.

Samandağı’nda çevre bozulmasından kaynaklı Samandağlının kendi ihtiyaçlarına tekabül eden hiçbir sorun somut olarak çözülüp bu insanların önüne konulmamıştır. Samandağ insanına çevrecilik adına çöpçülük yaptırılmış, Samandağ Belediyesini oluşturacağı bir çöpçü ekibi ile çözmesi muhtemel sorunlar Samandağ insanına çevre sorunu olarak gösterilmiştir. Toprağın kısırlaşması, tarım arazilerin betonlaşması, yeraltı sularının kirlenmesi … gibi asıl sorun ve tehlike arz eden durumlar hep göz ardı edilmiştir, geçiştirilmiştir.

İnsanın çevresindeki sorunlarını gözlemleyememesi, yaşadığı çevre ile ilgili sorunları başkalarından öğrenmesi çok acı sonuçlar doğrulabilen bir olumsuzluktur.Bu olumsuzluğu ancak yerleşik toplumlara özgü bir gözle çevresini gözlemleyen ve yöresine özgü çevresel sorunlardan çevre bilincini oluşturmuş ve bu bilinci evrensel çevre bilinci ve birikim ile harmanlamış kişiler aşabilirler…

 Bir örnek;

Bir belediye başkanımız kent ve kent yerleşimi üzerine bir toplantıda nutuk atıyor. Anlattıkları şeyler kendi düşün eseri olmadığı her halinden belli. Çünkü izah etmeye çalıştığı konu ile yaşadığı yöre arasında öylesine büyük farklılıklar var ki sıralamakla bitmez. Kent yaşamını anlatıyor. Ama kendisinin bir kentte yaşamadığını küçük kırsal bir kasabada yaşadığını idrak edemiyor. Kentsel projeler üzerinden bu küçük kasabanın sorunlarını anlatmaya, yorumlamaya ve sorunları çözmek için projeler devşirmeye, o projeleri bu küçük kırsal alana uyarlamaya çalışıyor. Kırmızı ışıkta geçmenin kentsel yaşama özgü bir davranış olmadığını söylüyor. Ama belediye başkanlığı yaptığı kasabada trafik lambası olmadığını göremiyor.

Yaşadığı yöre insanının henüz yerleşik kent yaşamına özgü değerleri oluşturmadığından şikâyet ediyor. Lakin bir kırsal kasabada yaşadığını unutuyor. İşte benim anlatmaya çalıştığım sorun da tam buradan palazlanıyor. Kırsal kasabalara özgü yaşam tarzının olumsuzluğu, kentsel yaşamın amaç edinildiği belediye başkanının konuşması, baştan sona kadar taşıma bir kültürün eseri olduğu meydana çıkıyor.

Kent yaşamına özgü projeler üzerinden yaşadığı alanı yorumlayan kafa, hızını almıyor (büyük olasılıkla internetten indirdiği) kentsel yaşama övgü dolu sunumunu yaparken Kent denen yerleşim birimi ile kendisinin yaşadığı kasaba denen yerleşim biriminin arasındaki o devasa farkı ortadan kaldırarak hedeflerini de belirliyor.Kendine özgü yaşamsal döngüsü olan bu kırsal kasaba, onu dinleyen insanların önünde birden koca bir şehir görünümüne dönüşüp kentlere özgü sorunları kendi küçük kasabasına mal edip bu sorunların çözümünü kentsel projelerle çözmenin kerametini sıralıyor. Çiçeği burnunda belediye başkanının kasabımızdaki sorunlara bu pencereden bakmasının ana nedenini oluşturan etmenler; kendisinin yaşadığı yöreyi tanımamasından ve yöresine özgü sorunların çözümünün yol yordamları başkaları tarafından eline tutuşturulmuş olmasındankaynaklanıyor.

Kişinin yaşadığı yöreyi tanımaması kişinin yöreye özgü çözümler üretmesinin önüne geçip başka yörelere özgü sorunları kes yapıştır tekniği ile yöreye özgü çözüm yöntemleriymişçesine yöre halkının önüne koyması bir yeteneksizlik ve beceriksizlik örneğidir. Bunun asıl nedeni de  yöreyi tanıyan ve alternatif projeleri olana insanları o gelişkin demokrasi anlayışı gereği (!!!) yönetiminin dışında tutmasından kaynaklanıyor. Yöre insanını çözümün merkezine koymayan her anlayış gibi kendisi de  bu kes yapıştır tavrına mahkum oluyor.Dikkatlice okuyorum, anlattıkları şeyler arasında bu yöreye özgü hiçbir şey barınmıyor. Bu sorun yalnız belediye başkanımıza özgü bir sorun da değil.  Bu hususlarda çiçeği burunda milletvekilimiz, meclis üyelerimiz, sokaktaki insanımız da belediye başkanımızdan çok farklı düşünmüyor.

Düşünmüyor çünkü henüz insanımız beldeye başkanı da olsa milletvekili de olsa kendi doğup büyüdüğü, yaşadığı yöreyi tanımıyor. Yöresine yabancı kalmış her insan doğal olarak yöreye özgü sorunları da doğru tespit edemiyor. Herhangi bir seminerde herhangi bir uzmanca anlatılmış  veya internet ortamında paylaşılmış sorunlar bu yörenin sorunuymuş gibi sıralanıyor.Yörenin sorunlarını  görebilmek, yörenin binlerce yıllık geçmişi ile ilişikli olmakla sağlanır. Ancak bu yörede yaşayan insanların bu topraklar üzerindeki geçmişi ,bu denli eski olmadığından yörenin insanı kendi çevre sorunlarını ortaya koyarken uzmanlarca tespit edilmiş genel sorunlara yörede karşılık aramakta ve kendince de bir karşılık bulmadığında eldeki projeyi nimetten sayıp gündeme koymaktadır.Bu da ilk önce ilacı bulup sonra hastalığı icat etmek gibi bir hal alıyor. Eğer ilaca tekabül eden bir hastalık bulduysak ne ala, bulmadıysak vay o ilacı alacak olanın haline…

Bir örnek verelim:Belediye Başkanımız ve ekibi Samandağ sokaklarını yeşillendirmek babında çeşitli ağaç türlerini Samandağ sokaklarına dikiyor (Takdire şayan bir hareket) . Ama öbür taraftan Samandağ’ın verimli toprağını ve binlerce ağacını yok edecek çevre yolu projesinin hayata geçmesi için düğmeye basıyor(!!!).

İnsanın aklına  ister istemez şu soru takılıyor:’’ Bu adama bu sokaklara ağaç diktiren bilinç ile bu çevre yolunu açtırmaya iten bilinç arasındaki çelişkiye ne sebebiyet veriyor?’’

Yeşilden yoksun, verimli arazilerden yoksun Konya gibi  büyük kentlerin soluklanmak adına hayata geçirdikleri sokakları ağaçlandırma projelerini başka yörelerden  ithal ederken, yanı başında yüzyıllara yakındır var olan yeşilliklerin korunması ile ilgili bir bilinci henüz oluşturmuş olmaması çevresini tahrip etmeye sebebiyet vermektedir.İşte tam bu nedenle kentsel yaşamı, kente dönüşmemiş bir kasabada, kentsel projler hedefleyip yöresini tanımayan bir bedevi gibi davranarak kendi yöresel ihtiyaçlarını es geçip büyük kentlere özgü projelerle doğasını tahrip ediyor.  Sürekli büyüyen otomobil sektörünün  dayatması neticesinde otomobillerin seyri ve rahtlığı için yeşilliklerden ve verimli topraklardan vazgeçiyor..

  Yöreyi tahrip eden bir başka proje sulama kanalları

Yörenin geçmişine baktığımızda yöre insanı tarım alanlarını imara açmış, yeşili tüketmiş, göçmen kuşları avlamış, yeraltı sularını kirletmiş…Dünyanın en verimli ovası (dünyanın en uzun kumsallarından birine sahibiz bir söylence olabilir. Ama dünyanın en verimli ovası kesinlikle söylence değil, Samandağlı insanın fark etmediği bir gerçekliktir ) olan bu ovayı imara açmış, kuşunu avlamış toprağını zehirlemiş, yedi metre derilikten su çıkarabiliyorken, Asi Nehri’nin o kimyasallara bulaşmış pis suyunu sulama projeleri adı altında bu verimli topraklara sürerek, topraktaki kimyasal zehirlenmeyi artırmış ( ki bu sulama projesi de yöreyi tanımayan insanların başka bölgelere uygun olan projeleri yöremizde kullanmalarından kaynaklanmıştır) yılda dört beş defa  mahsul alınması muhtemel toprakları kısırlaştırmışız.

Yöreyi tanımayan insanların başka yörelerdeki projelere özentileri neticesinde ithal edilen projelere merak sarıp o projelerini bu toprakların doğasına yabancı olmalarına aldırmadan dayatmaları neticesinde yöre topraklarını verimsizleştirmiş, çoraklaştırmıştır.

Tarım Alanları ve İmar

Yörede İmar  tarıma elverişli,verimli topraklarda yapılmış; başlangıçta imara açılması gereken dağlık ve verimsiz araziler şu an kısıtlı ve verimsiz ekim alanları olarak kullanılmaktadır.

Oysa yörelerini tanıyan insanların, tarım alanlarından imarı uzak tutmak için en başta yapmaları gereken şey:Tarım arazilerinin uzağına İmar için gerekli alt yapıyı taşımlarıdır. insanlar alt yapının olduğu alanlara yöneleceğinden tarım alanları da korunmuş olacaktır. Oysa bu güne kadar yapılan bunun tersidir, alt yapı sürekli tarım alanlarının içine kaydırılmıştır.Bu noktada belediye başkanına ve ekibine düşen görev ithal projeler peşinde koşmak değil, kasabanın alt yapısını imara elverişli yerlere taşımak olmalıdır.

Alt yapının taşındığı dağlık ve tarım açısından verimsiz bölgeler insanımızın imarı o alanlara taşımasına olanak sağlayacaktır. Bu, kitleleri tarım arazilerinin  dışında imar yapmalarına teşvik edecektir. Bunun için geç kalınmış olsa da zararın neresinden dönülürse kardır.Dikkat ederseniz, yörede yaşayan bir tek Ermeni vatandaşlarımız bu kurala riayet etmiş ve imarı ısrarla tarım arazilerinin dışında tutmuşlardır.

Onlar da bu topraklar üzerinde yerleşik konuma geçmiş en eski kavimlerden oldukları için yöreyi en iyi tanıyan ve değerlendiren insanlar olmuştur.Son dönemde çevre yolunun tarım alanlarından açılması talebi ovaya ölümcül bir darbe indirecektir.Belediye başkanı ve milletvekilinin bu yolun açılmasına yönelik talep ve dayatmaları Samandağ’ın bir ihtiyacına tekabül etmemektedir.

Çevre yolu 1965’ lerde çevre bilincinin gelişmediği bir dönemde porjelendirilmiş ve Samandağ’ın en verimli topraklarından geçirilmesi tasarlanmış bir projedir.  Bu proje ille de hayata geçirilecekse acilen istikameti değiştirilmelidir…Çevre yolu, Samandağ insanının hiçbir ihtiyacını karşılamayacaktır. Üzerinden on yıl geçtiğinde ihtiyacı karşılayamaz duruma gelecektir. Bu durumu büyük şehirlerdeki trafik keşmekeşinden gözlemleyebiliriz. Açılmış  yüzlerce yol olmasına rağmen trafik sorunu halledilmemektedir. Çünkü sorun yol sorunu değil, sınırsız bir tüketim sorunudur. Bu ilçede acilen toplu taşıma yönetimi benimsenmeli, sokaklar otomobillere terk edilmemelidir. Bu ne biçim bir ilçedir ki bir tek belediye otobüsü yoktur.

Yılın muhtelif günlerinde elinde çöplerle deniz sahilini temizleyen belediye başkanı için çevre kirliliği 200 yıl öncesinin ev önü temizliği anlayışından ibaret olabilir. Evinin  önünü süpürüldü mü çevreyi de temizlemiş olursun anlayışına sahip şahıslar. (Ama bilinçlice ama bilgi kıtlığından) özünde çevre hareketinin manipüle edenlerdir. Bu yöntem topraktaki çoraklaşmayı, türlerin tükenmesini ve 21 yy deki ozon tabakasını delen çevre felaketlerini gizlemeye çalışanların çevrecilik adına kitlelerin çevre bilincini hedefinden saptırmak manipüle etmek için kullandıkları yöntemlerdendir. Kafası 200 yıl önce ki çevre tasarımına takılı kalmış insanımızın çevre bilincinin çöp toplamaktan öteye gitmesine izin vermeyenler, öğrencilerimizi çevre bilinci adına çöpçü yapmaktan öte hiçbir halt yememektedirler.  Sorununuz sahili ve çevrenizi temiz tutmak ise, yapmanız gereken “asgari ücretle çalışan” çöpçü sayısını artırmaktır. Bunun için bir çevre hareketi örgütlemenize gerekte yoktur herhalde…

Otomobili Insandan Çok Önemsemek

Yüzyıl önce piyasaya çıkmasından bu yana otomobil popülaritesi ve yaygınlığı her yerde olduğu gibi Samandağ’da da arşa çıkmış durumdadır.İhtiyaç fazlası otomobiller sokakları işgal etmektedir.

Bu tüketim çılgınlığının devam etmesi halinde sokaklardaki otomobil sayısının daha da artması kaçınılmazdır.Hepimiz biliyoruz araba egzoz dumanı, havayı kirleten ve asit yağmurlarına neden olan, sera etkisinin en temel nedenlerinden birisidir. Çevre ve insan sağlığı için de son derce tehlikelidir. Bugün Samandağ toprağının verimsizleşmesinin arkasındaki ana nedenler arsındadır.Çalışan her aracın egzoz borusudan yakıt yanmayan ürünleri atmosfere salınır. Egzoz dumanı, solunum sistemi hastalıklarına neden olur  ya da diğer mevcut koşulları daha da kötüsü beyne giden oksijen akışını bozan karbonmonoksit, kükürt oksitler, gibi insan sağlığını tehdit eden tehlikeli moleküller içerir.

Yerleşik toplum hedefi olanlar yaşadıkları yörede bu tür olumsuz etkileri asgariye indirmekle yükümlüdürler. Bunun yolu da toplu taşımacılığı bu ilçenin temel bir ihtiyacı olarak görüp, kasabanın her yöresinde faaliyete geçecek şekilde organizesini yapmaktan geçer. Yerleşik toplumdan söz eden herkes toplu taşımacılığı yerleşik olmanın bir değeri olarak telaki etmeli ve bu yönde çaba sarf etmelidir.

Yerel yönetim bu yönde projeler geliştirirken yöresini tanımış, yerleşik kafaya sahip tüm idari kadrolarda bu hususta yerel yönetime gerekli desteği yapmalıdır.Yerel yönetimin, artan araba ihtiyacının beraberinde getirdiği yerel çevre dokusunu tahrip eden yatırımlara yönelmek ve otomotiv sektörünün dayatmalarını hayata geçirmek yerine, mevcut doğal dokunun korunmasına yönelik azami çaba içinde olması gerekmektedir. Bunun içinde, yerel yönetimin çevreyi koruma projelerinin kapsamına otomobil tüketiminin olumsuzluklarını anlatmayı acilen gündemine almalıdır.

Çevre yolunun açılması katliamdır.

Asi Nehri’nin milyonlarca yılda alüvyonlarını biriktirerek oluşturduğu Samandağ Ovası dünyanın en verimli topraklarına sahip ovalardan birisidir.Dünyadaki doğal bozulmanın geldiği nokta göz önünde tutulursa bu tür tarıma elverişli toprakların önemini anlatmanın bir gereği yoktur.Samandağ’da çevre yolunun mevcut güzergâh istikametinde açılması durumunda Samandağ ovasında verimli toprak kaybı  yaklaşık 300 000 m2 dir.Bunun üstüne yolun araç kullanımına ve imara açık duruma gelmesinden doğacak tahribatı bir düşünün!Bu, Samandağ Ovasının katledilmesi, tüketilmesi demektir.Bu Samandağ’da ekim alanlarının talan edilmesi çar çur edilmesi demektir. Bu , Samandağ’ın başına gelebilecek en büyük doğal felaketten daha büyük bir felakettir. Bu ,tarımın tükenmesi, yeşilin bitmesi demektir.  O verimli topraklar üzerinde, o yeşillikler arasında, o kuş cıvıltılarının yerine korna ve araba gürültüsü düşünebiliyor musunuz? Samandağlının en değerli varlığı verimli topraklarında otomobiller cirit atarken o bedevi kafalı yöneticiler yerleşik toplum peşinde koştuğunu sanırken, Samandağlıya tek seçenek bırakmış olacaklardır: Bu yöreden göç etmek.Bu verimli toprakların, bu yöre insanına verdiğini bu güne değin yöre insanına hiç kimseler verememiştir.Yöre insanının 1000 m2 aldığı verimle ayakta iaşesini sürdürebilmekte, düzenin insana dayattığı ekonomik sıkıntılar karşısında bu dar alanda yaptığı tarımla ayakta durabilmektedir. Verimliliği tartışmasız kabul edilmesi gereken ve koruma altına alınması gereken bu yöre toprağını çevre yoluna tahsis etmek çevre adına katliamdan başak bir şey değildir.

Değerli Samandağlılar!

Söylediklerimde abartılı bir taraf yoktur. Bu yöreyi tanıyan ve bu yörenin insanına iyilik yapmak isteyen her yöneticnin, bu yolun acilen taşınması veya güzergâhının değiştirilmesi yönünde çaba sarf etmesi germemektedir. Mevcut çevre yolu projesi yukarda sözünü ettiğim gibi çok eski bir projedir.

Bugün itibari ile ihtiyacı karşılamaktan öte Samandağ ve Samandağlılar için yukarıda sırladığım sebeplerden dolayı sorun olmaktan öteye gidemez. Bu projenin hayata geçirilmesi için çırpınanların ne kasaba, ne dedikleri gibi bir kent sorunluları vardır. Sorun otomotiv sektörü sorunudur.Sorun karayollarında ısrarcı bir devlet politikasının sonucudur. Sorun çevreye ve sorunlara bakışı egemenlerin taleplerinin ötesine taşıyamamış yöneticilerin sorunudur.Bu proje halkın sorunlarını gidermeye yönelik bir hizmet değil,  halkın yaşamsal alanlarını tüketen ,tahrip eden bir projedir..Bu yolu açmayı tasarlayanlar ve teşvik edenler

için bir sorun teşkil etmeyebilir, onlar göçebe olduklarından ve hal vakitleri elverişli olduğundan yarın bu yöreden göç edebilir. Ama bizim için başka Samandağ yok…Çevre yoluKimileri için sorun olmasa da

Çevre için sorundur,

İnsan için sorundur

Hayvan için sorundur

Toprak için sorundur.

Kabul etmeyin ve bu lanet olası yolu açtırmayın!

Salim Diyap

 

Share
512 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+9 = ?