logo

reklam

CAN, YUNUS’A  ULAŞIRSA… 

Bu yaşam mücadelesi yaşama azmini yitiren herkese şifa olsun!

Çok değil geçen hafta E mail’ime bir yazı düştü. Çok sürükleyici bir yaşam mücadelesi. Okurken ilk izlenimim ‘her halde rüyasını anlatıyor’ şeklinde olan bir yazı. Okudukça ürperdim. Bir hikayeden öte, gerçekti yazılanlar. Çok mu şaşırdım; hayır. Hele hele konuyu anlatan Aile ve İlişki Terapisti Psikolog Mehmet CAN, olunca. ‘Sizi geleceğin en iyi Psikologu ile tanıştırmak istiyorum’ diyen CAN’ın varlığına bin şükür. Emeklerine ve yüreğine sağlık. Çok mu merak ettiniz, gelin yeniden birlikte okuyalım, 14 yaşında yaşama hevesini kaybeden, Mehmet Can ile tanıştıktan sonra Girne Amerikan Üniversitesi’ni burslu kazanan gencimizin yaşam savaşını!

‘Kabus gördüğünüz bir gecenin sabahında her şeyin bir rüyadan ibaret olduğunu fark edip tebessüm ettiğiniz oldu mu hiç?’ diyerek söze başlayan Psikolog CAN, şöyle devam ediyor; “Peki ya rüya değil her şey gerçekse!

Yunus, bir insanın başına gelebilecek en kötü kabusu gördüğünde henüz 14 yaşındaydı.

Uzun boyu, hayat dolu enerjisiyle lisenin en gözde çocuklarından biriydi. Bir gece rüyasında okul masraflarını karşılamak için çalıştığı inşaatta, bir anlık hata sonucu yüksek gerilim hattına kapıldığını görmüştü.

Yüzlerce volt elektrik bedeninden geçip gitmişti.

Rüyadan uyanmak istedi zar zor gözlerini açtı. Etrafına bakındı bir sorun vardı

Her sabah yatağından bir telaşla kalkıp okuluna yetişmeye çalıştığı odası değildi bu. Yüzlerce tıbbi cihazın bulunduğu bembeyaz bir odaydı. Ne olduğuna anlam verememişti. Tekrar tekrar gözünü kapatıp o kabustan çıkmak istedi. Bu çabası ailesinin şükürler olsun çığlığı ile son buldu. Bacakları tonlarca ağırlığa sabitlenmiş gibiydi.

Tekrar hamle yapmak istediğinde örtüyü kaldırdı ve hayatı boyunca bir an olsun unutamayacağı görüntü karşısında donup kalmıştı.

Yunus, o korkunç kazada iki bacağını diz altından kaybetmişti. Çığlıkları tüm hastaneyi inletmeye yetiyordu…

Yunusla tanışmamız yaşadığı travmadan 3 ay sonra gerçekleşmişti. Bir psikolog sıfatıyla onu evinde ziyaret etmiştim. Profesyonel yaklaşmak istiyordum lakin Yunus’un kurduğu her cümlede dağılıp gidiyordum.

Mesleğinizde ne kadar tecrübeli de olsanız, etik yönetmeliğe bağlı da olsanız haklı sitemleri karşısında profesyonel bir duruş sergileyemiyorsunuz.

Özellikle “Neden ben” sorusu karşısında ilk defa bu denli çaresiz kalıyordum.

Bu süreçte Yunus’un tedavisi uzun sürdüğü için eğitim hayatı aksamış ve bir yılı heba olmuştu. Zaten okula devam etmek de istemiyordu.

Çünkü onun için her şey anlamını yitirmişti.

Kimseyi yanında istemiyor, geleceğe yönelik umutsuz söylemleri sıklaşıyor ve her şeyi reddediyordu.

Yunus’u her hafta düzenli olarak ziyaret etmeye devam ettim. Yaşadığıtravmanın üzerinden 6 ay geçmişti. Yeni okul dönemi başlamak üzereydi.

Ama Yunus okul hayatını devam ettirmeyi düşünmediği gibi geleceğe yönelik hiçbir adım atmayı da düşünmüyordu. Bu konuyu ne zaman açmaya çalışsam

“Olunca ne olacak” cevabını veriyordu.

Son ziyaretimde geleceğini planlamamız gerektiğini konuşmaya başladığımda aynı cevabı tekrar edince Yunus’la ilk tartışmamızı yaşadık. Detaylı olarak onu dinledikten sonra, şu cümlelerle ona cevap verebilmiştim..

“İnsanların sürekli sana acımasını ve sürekli birilerine muhtaç kalmak istiyorsan bu şekilde devam edebilirsin. Evet hiç kimsenin başına gelmesini istemeyeceği bir kaza geçirdin. Bunu hiçbir şekilde değiştiremeyeceğiz. Bu saatten sonra hayatımızda bir engelimizin olduğunu kabullenerek devam etmek zorundayız. Kimseye muhtaç kalmak istemiyorsan hayatının kontrolünü eline almalısın.

Bunun için sitem etmeyi bırakıp mücadele etmelisin. Bu senin iyi bir üniversitede iyi bir bölüm okumanla mümkün olacak.

Hayatımı değiştirmek istiyorum diyorsan, sana, hedefini koyduğumuz üniversitenin kapısına kadar eşlik edeceğime söz verebilirim. Yok, olduğum yerde kalacağım sitem etmeye devam edeceğim diyorsan da her hafta gelip seninle üzüleceğim. Seçim senin kararını vermelisin artık.” Bu sert çıkışımın ardından evden ayrılmıştım. Onu üzdüğümün farkındaydım lakin çok geç kalmadan onu sarsmam gerektiğini de biliyordum.

Akşamında Yunus’un “Abi ben senin gibi psikolog olacağım söz veriyorum.” mesajıyla uyandım. Nihayet beklediğim mesaj gelmişti.

Ertesi gün ilk işimiz okul kaydını yenilemek oldu. Başladık. Sonrasında geri kaldığı ders konularını toparlamak için bir sürü program yaptık. İlk dönemler ikimiz için de çok zordu ama Yunus bir kez olsun pes etmedi.

Beş yıl soluksuz bir çalışmanın ardından, Yunus benim ilk üniversitem olan Girne Amerikan Üniversitesi’ni burslu kazandı.

Bugün akşam bu saferini bir yemekle kutladık.

Geç saatlere kadar oturduk.

İkimiz için de çok özel bir geceydi.

Yaşadığı süreci kat ettiği mesafeyi uzun uzun konuştuk. Yunus etrafındaki gençlerin sahip oldukları şeylerin kıymetini bilmeden yaşamalarına anlam veremiyordu. Çünkü etrafında herkesin bir mazereti vardı.

“Onların bir şeyleri fark edebilmesi için benim yaşadığım süreci bilmeleri, hayatlarından mazeretleri çıkarıp hayallerinin peşinden koşmaları gerekiyor..”

Yunus’un ağzından çıkan cümleler o kadar anlamlıydı ki doğru bir bölümü kazandığına emin olmuştum artık.

İş yoğunluğumdan dolayı Yunus’a üniversite kapısına kadar eşlik edemeyeceğim için orada vedalaştık. Eve geçer geçmez masa başına geçtim ve yaşadığımız süreci yazmaya başladım. Cümlelerimin sonunu getirmeden Yunus’tan bir mesaj daha gelmişti. “Abi kendini kolla Hatay’ın en iyi psikoloğu olmak için gidiyorum.” yazıyordu.

Yunus’u tanıyın istedim.

Hayallerinin peşinden mazeretlere sığınmadan koşan bir savaşçı o, aynı zamanda geleceğin en iyi Psikoloğu daha da önemlisi benim en büyük mesleki gururum…”

Haber – Foto: Ümit Dadük Sağaltıcı

 

 

Share
736 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+2 = ?